İletişim    Site Haritası

 
 • Ana Sayfa
 • Yakakent
 • Kozköy Tarihi
 • Gelenek ve Görenek
 • Coğrafi Konumu
 • Sosyal Yapısı
 • Bitki Örtüsü
 • Kültürümüz
 • Geçim Kaynakları
 • Unutulan Dil
 • Kim Nerede ?...
 • Kozköy Muhtarlığı
 • Kaybettiklerimiz
 • Foto Galeri
 • Ziyaretçi Defteri
 • Tavsiye Kitaplar
 • İletişim
 • Güvenli Çıkış
 Copyright © 2007
 Web Tasarım ve Kodlama

 alacam55.com
26 Şubat 2009 Perşembe Eklendi
.:: Kozköy Tarihi ::.

KOZKÖY’Ü TARİHİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

 

    Amacımız, bit tarih yazıcılığı iddiası değildir; bu işi genç kuşaklarımızdan işin ehli, köyünün sevdalısı biri yapacaktır..

 

    Ancak tarih, hayat tüneli içinde insanlığın geçmişten geleceğe yolculuğu diye de tarif edilmiştir.

 

    İşte biz de bu yolculukta kendimizden öncekilerden duyduklarımızı, bildik ve yaşadıklarımızı kendimizden sonrakilere anlatıp, geçmişten geleceğe köprüler kurarak günümüzü kendi şartlarımız içinde yeni kuşaklara sunmayı bir görev bildik.

 

    Sahillerimizin yeni gelen ailelerle dolması, günün şartları gereği insanımızın iş için, aş için, okumak için yola çıkıp evinden, yurdundan uzaklaşması ve birçoğunun daha da geriye dönmeyeceği veya dönemeyeceği biraz buruk ve acı da olsa bir gerçektir.

 

    Biz bütün bu ve buna benzer düşüncelerle gençlerimizin bizim uzakta bir köyümüz var, onların gelenek, görenekleri, yemeleri içmeleri, düğünleri dernekleri, ormanları, tarlaları ben kokar diyebilmeleri için günümüzden bir buket yapıp onlara takdim ederek, geçmişle bağ kurmalarını içtenlikle arzu edip, bunu amaçladık…

 

    Bununun için ben bütün Kozköy’lü dostlardan, evinin kıyısında köşesinde eskiye ait ailelerimizle ilgili ne tür bilgiler varsa gelecek kuşaklarımıza onları birlikte aktaralım, ben değil biz olalım der, bu vesile ile şimdiden hepinize teşekkür eder saygı ve sevgiler sunarım.

         

                                                                          Turan TOK

                                                                       25-02-2009

                                                                                          0452-214 39 13  Ordu

 

TARİH

 

    Tarih; geçmişten ibret alarak geleceğe yön vermektir.

 

    Tarih; milletler ağacının kökü, geçmişten geleceğe yazılmış tavsiye mektubu, aksakallıların karar meclisidir.

 

    Tarih; hayatın pusulası, siyasetçinin kılavuzu, erken uyarı sistemi, geleceğin yanılmaz kâhinidir.

 

    Kısaca tarih; İnsanoğlunun dünyaya ayak bastıktan sonraki yaşayışlarını , zaman içindeki siyasi sosyal, ekonomik, kültürel, dini yapılarını ve uygarlıklarını, savaş ve barışlarını sebep ve sonuç ilişkilerini belgelere dayanarak tarafsız bir şekilde inceleyen bilim dalıdır.

 

    Tarih bilimi’nin amacı: İnsanoğlunun zaman tünelinde ilerlerken geçirdiği evreleri ve olguları dikkatle tarayıp eldeki verileri hassas terazilerde tartarak edinilen bilgileri yorumlayıp insanlığın hizmetine sunmaktır.

 

    Tarihi olayları değerlendirilirken günümüze göre değil, olayların geçtiği yer ve o zamanın şartlarına göre yapılır.

 

    Doktor’un hastası ile ilgili teşhisi koymadan önce, bir takım tahlil ve testlerden istifade ederek teşhisini koyduğu gibi, tarihçi de; araştırdığı olaylar ile ilgili yazılı, yazısız bütün kaynakları araştırıp, bir plan dahilinde sınıflandırarak, doğru bilgileri ayıklayarak eserini ortaya koyar.

 

    Tarih bilimi, araştırmalarında diğer bilim dalları ile dayanışarak neticeye varmaya çalışır. Bunların başlıcaları:


    Coğrafya :   ( Yer ve iklim bilimi) Olayların geçtiği iklim , bitki örtüsü yeryüzü şekilleri ve insanların üzerindeki etkileri vs.g. olayları inceler 

 

    Kronoloji :  Zaman ve takvim bilgisi.


    Antrepoloji   : İnsan ırklarının özelliklerini araştıran bilim dalıdır. Daha çok insan iskelet ve  kafataslarını inceleyerek ırkların belirlenmesini sağlar. 

 

    Etnoğrafya   : Toplumların öz kültürlerini, gelenek ve göreneklerini inceleyen bilim dalı.

 

    Paleografya :  Yazı bilimi. Mısır’ın hiyeroglifleri, Mezepotamya çivi yazısı, Türklerin , Göktürk ve  Uygur alfabeleri Vs.g.

 

    Epigrafya      : Anıt ve kitabe bilimi.


    Diplomatik    : Siyasi belgeleri inceleyen  bilim dalı.

    Filoloji      : Dil bilimi. Geçmişteki diller ile günümüzde konuşulan diller arasındaki ilişkileri inceler.

    Sigilografya  :  Mühür bilimi


    Nümüzmatik  :  Para bilimi ( Meskûtat ) 

 

    Sosyoloji    :  Toplum bilimi 

 

      Heraldik    :  Arma bilimi


    Toponomi      : Yer adlarını inceleyen bilim dalı

    Bütün bu bilimlerden başka ; Kimya, felsefe, psikoloji, iktisat ve istatistik gibi bilimlerden  yararlanır.

    Tarihçinin takip ettiği yol haritasında dilli ve dilsiz ( yazılı ve yazısız) iki klavuzu vardır:


      A – Yazılı kayıtlara geçmiş , mağara duvarları ve kayalardaki resimlerle başlayan her türlü belge ve bilgi  içeren yazılı kayıtlar. 

 

     B -  Yazısız belgeler: Höyükler, Tümülüsler, mezarlar, anıtlar, kazılarda bulunan, insanların kullandığı her türlü araç, gereç, süs eşyaları yerleşim kalıntıları gibi.


     Tarihçi, ilk insandan itibaren dünya insan ilişkilerini incelerken iki yol takip eder. 

 

     1 – Yazının icadına kadar olan tarih öncesi dönem ( prehistorya )


     a) Yontma taş devri ( mezolitik)

     b) Cilalı    “      “    ( neolitik )

     c) Maden devri


     2 – Yazının icad edilmesinden sonra başladığı kabul edilen Tarihi devir :

     a) İlkçağ

     b) Ortaçağ

 

     c) Yeniçağ

 

     d) Yakınçağ

 

     Tarihçiler, dünyamız üzerinde dördüncü buzul dönemi olarak kabul edilen zamanda, insanların soğuktan korunmak için sığınak olarak mağaraları tercih ettiklerini, avcılık, balıkçılık, meyve ve diğer yiyecek türü toplayıcılıkları ile geçindiklerini, taşlardan aletler ve silah yaptıklarını belirtirler.

 

     Bu anlamda samsun bölgesinde yaşayan ilk insanlarla ilgili bilgi ve bulgulara Tekkeköy mağaraları ışık tutar.

 

     İlk insanların buraya ne zaman gelip yerleştikleri, ne kadar kaldıkları, hangi hangi topluluklarla karışıp nasıl bir medeniyet oluşturdukları bilinmiyor. Ancak kesin olarak bilinen bu insanların Musteriyen âletleri kullandıkları ve bu âletlerin de Tekkeköy mağaralarında bulunduğudur.

 

     Musteriyen ( Mousterian ) : Özlerden yongalar çıkarmak yöntemiyle taşlardan alet yapma teknolojisi. Bu dönemin 150- 200 bin yıl önce başlayıp İsa’dan önce 25 ile 40 bin yıl öncesine kadar devam ettiği düşünülür. (1 )

 

     1-     Kazım DİLCİMEN: Samsun Tarihinde önemli olaylar S.5-6 - Beyazıt il  kütüphanesi Kayıt no : 73227    Tasnif No : 9 ( 565-21)= 94-35

 

TARİHTE KARADENİZ

 

     Niçin Karadeniz denilmiştir?

 

     Antik dünyada yerini alan, kendine özgü coğrafi özellikleri ve üzerindeki yaşayan toplumların yapısından dolayı bütün dillerde bu denize “ kara “ sıfatının verilişine farklı izahlar yapılmıştır. (2)

 

     Bazı kıyılarının siyah kumlu oluşu, (3) şiddetli fırtınaları, korkunç dalgaları, esasen pek geniş olmayan ve her taraftan dağlarla çevrili bulunan denizin kuzey ve batı rüzgarlarının getirdiği kaplanması neticesinde kararmasından dolayı  böyle denilmiştir. (4)

 

     Bugün aynı şekilde Karadeniz’in daima dalgalı ve hırçın olduğunu, hiç sakin olmadığını gören Argonatlar’ın istihza için söylediklerini düşünenler olduğu gibi, Karadeniz’de yaşamış olan “ Kimri” adlı bir kavmin siyah rengi sevdikleri, sevinç sembolü olarak siyah rengi kabul ettikleri için buna istinaden Karadeniz denilmiştir diye rivayet edenler vardır. (5)

 

     Bir başka nakilde ; Karadeniz’in buz gibi fırtınaları hırçın dalgalarından başka çevresinde yaşayan hırçın, yabancıları sevmeyen, yabancıları kurban eden “ İskitler” den dolayı Karadeniz’e bu ad verilmiştir. (6) denilmektedir.

 

     İnsanlar hep bilinmeyenlerin keşfine ilgi duyarlar. Antik dönemlerde yeterli gemi yapım tekniği olmadığı için ticaret, keşif ,macera gibi değişik duygularla Karadeniz’e açılanların bir kısmının geriye dönmediği, dönenlerin de denizle ilgili naklettikleri hırçın dalgaları, karanlık sis ve bulutları, şiddetli fırtınası, kuvvetli akıntıları, adaların yokluğu, limanların azlığı gibi olumsuzlukların abartılı anlatılışı,insanların yabancılara düşman oluşu gibi nedenlerden dolayı Karadeniz’e   dost olmayan, misafirper olmayan deniz anlamında “ Pontus Aexeinos” denilmiştir.

 

     “Aexeinos” Persçe bir kelime olup, “ karanlık , muzlim “ gibi manaları içeren Ahşaena’dan geldiği belirtilmektedir.

 

     Antik kaynaklarda Karadeniz’e ilk defa “Pontus Aexeinos “ olarak Pındaros tarihinde rastlanır.

 

     Pındaros’ta ileri dönemlerde  Pontus Aexeinos  “dost ve misafirper olmayan” deniz yerine Pontus Euxeines  “ yabancılara dost olan”  deniz denildiği görülmektedir.

 

     Bu da Karadeniz’de yerleşmeye başlayan Greklerin kendi dillerinde “ yabancılara düşman olmayan dost deniz “ anlamına gelen “ Pontus Euxeinios” kelimesini kullanması ile başlamıştır denilmektedir. (7-8)


     Aexeinos adının verilişi ile ilgili olarak nakledilen diğer bir rivayete bu adın Nuh’un oğullarından Yafes’in torunu olan Aşkenaz’ın bu bölgede yaşadığı ve bu nedenle ondan sonra gelen nesillerin ona izafeten bu adın verildiğidir. (9)

     Samsun tarihi yazarı Ali Sarcan “ Pont tarihi”  müellifi TEODOR Reynak ve Müverrih Laban’ın ifadelerinden alıntı yaparak; Pontus “ Le Pont” bu kelimenin aslı Hun’dur. Yani bu kelime >Türkçe’dir. Fransızcası Pont’tur. Bu kelime yunan konuşma tarzının tesiri altında kalarak Es ilavesiyle Pontus olarak kullanılır olmuştur. Eğer Hun kelimesi ihmal edilmemiş olsaydı pek tabiidir ki Hun olarak kalacaktı.” Der.(10)

     Kelimeler savaşı, tarih boyunca muharebe alanlarının en güçlü silahlarındandır. Günümüzde de ısrarla bölge ile ilgili olarak kullanılan Trabezüs, Kerasus, Kofyora, Amisos gibi kelimeleri tabelalrına yazdıran, değişik yerlerde ısrarla kullananlar bilerek veya bilmeyerek savaş meydanında düşman saflarına geçip milletine karşı kılıç sallayanlardır.


     Karadeniz; tarihi devirler içerisinde etrafında yaşayan halklara göre de isimler almıştır. İskitlerin iskan sahasına yakın olan kısımlar İskit denizi, Sarmatlar’a yakın olan kıyılar Sarmat denizi ve aynı şekilde Kimmer denizi, Amazon denizi Vb.g

     Araplar bu denize” Bahr-i Bundus” ve “ Bahr-ı Esved”, Ruslar “ Kızarne more” , Süryani kaynaklarında Pontus, İranlı coğrafyacılar Batlamyus’a dayanarak Pontus ve maeotis adının söylenişini Buntus ve Mautis olarak almışlardır. (11)

     Netice olarak ; Pontus sözcüğü bir milletin , ulusun yahut etnik bir grubun adı değildir. Bunun için Pontus sözcüğünden bir toplumun , bir ırkın varlığı anlaşılmamalıdır. Pontus: Anadolu, Rumeli, Marmara denizi, Ege bölgesi gibi tarihi ve coğrafi olarak değerlendirilmiş bir yerin ismidir.


     Bölge tarihini Antik dönem Yunanlıların kolonileşmeleri ile başlatanlar, bundan önceki dönemlerdeki toplumların varlığını ve medeniyetlerini görmezden gelerek tarihi saptırmaktadırlar.

     Ismarlama tarih yazıcıları ders kitaplarının kabına “ Milli “ yazınca milli olunacağını sanıp , Türk milletini işgalci, kuşatmacı gibi gösterip suçluluk psikozu içine iterek “ Megale İdea’ya” bahçivanlık yapmaktadırlar.

     Bölgedeki yer isimlerinin kökenleri hakkında pek çok tartışmalar yapılmış, her ismin farklı bir medeniyetin izini taşıdığı gerçeği kabul edilmiştir.

     2 – Adem  Işık  Antik kaynaklarda Karadeniz Bölgesi
          Türk Tarih Kurumu yay. Vl. Dizi. Sayı : 60. 2001 Ank. S.1

     3 – P.Minas Bıjışkyan. Pontus Tarihi. Tarihin Horona durduğu yer Karadeniz
          Çeviri ( Hrand D.Andreasyan. 2 BaskıS.16 İstanbul

 

     4 - Adem Işık. Antik kaynaklarda Karadeniz Bölgesi.

          Türk Tarih Kurumu Yay.Vl.Dizi sayı 60 2001 Ank.  S.2

 

     5 – P.Minas Bıjışkyan. A.g.e. S.15

 

     6 – Neal Ascherson  Karadeniz ( Çeviren Kudret Emiroğlu ) Türkiye İş Bankası

          Kültür  Yayınları 2 Bas. 2002 İstanbul S.13

 

     7 - Adem  Işık  Antik kaynaklarda Karadeniz Bölgesi

          Türk Tarih Kurumu yay. Vl. Dizi. Sayı : 60. 2001 Ank. S.1-2

 

     8 - İbrahim Erdoğdu. Orta Karadeniz bölgesinin Tarihi Coğrafyası. 22-23-24 

          Orta Karadeniz kültürü Sempozyumu yay. Hazırlayanlar :       

          Bahaeddin Yediyıldız – Hakan Kaynar – Serhat Küçük.Ankara 2005

 

     9 - Adem Işık A.g.e S.2

 

     10- Ali Sarcan. Samsun Tarihi. Ordu İl Halk Kütüphanesi. Kayıt No = 11891.

          Tasnif No= 956-12-09

 

     11 - Adem Işık. Antik kaynaklarda Karadeniz Bölgesi.

           Türk Tarih Kurumu Yay.Vl.Dizi sayı 60 2001 Ank. S.2

 

 ORTA KARADENİZ BÖLGESİNE BAKIŞ

 

     Karadeniz’in güney sahilleri de Anadolu’nun diğer yöreleri gibi çok değişik kültürlere beşiklik yapmış, farklı topluluklar buralarda hâkimiyet mücadeleleri vererek iktisadi, içtimai ve siyasi faaliyetler sürdürmüşlerdir.


     Buzul çağının akabinde Orta Karadeniz’de insanların yaşamaya başladığı , MÖ 300-2000 yıllarında Anadolu da oluşmaya başlayan kültür ve medeniyetlerin paralelinde  buralarda oluşan kültürlerin izlerine kaya mezarları, mağaralar, oyma taşlar ve höyüklerde rastlanmaktadır. 

 

     Bölgenin tarihi coğrafyasının daha iyi aydınlanması için jeolojik, morfolojik, topoğrofik, arkeolojik vs. araştırmaların yapılıp tamamlanması ve böylece daha geniş bilgilenmeye ihtiyaç vardır.

 

     1941 yılında toplanan 1. Türk coğrafya kongresi çalışmaları sonucu Türkiye yedi ana coğrafi bölgeye ayrılmıştır.


     Bunlarda kendi aralarında yapıları gereği bir takım farklılıklarından dolayı küçük bölümlere ayrılarak 21 bölge halinde düzenlenmişlerdir.

     Karadeniz bölgesi de Doğu, Orta ve Batı Karadeniz olarak üç bölgeye ayrılmıştır.

     Orta Karadeniz doğuda Melef çayından başlayarak Yakakent’in batısına kadar uzanır. Orta Karadeniz bölümünün doğudaki sınırı, 1941 yılında 1. Türk Coğrafya Kongresi için hazırlanan haritada  Turnasuyu kabul edilmişse de daha sonra kongre tarafından Melef çayı sınır olarak kabul edilmiştir.

 

KOZKÖY VE YERİ

     Eski kayıtlardaki söylenişi ile Canik sancağı Bafra kazası Alaçam nahiyesi Gozlu garyesi( Gozköy- Guzköy ) diye bilinir.

     Kozköy’ü Seferin tepe , Moturman tepe, Ülüğün tepe, Aşlamalık tepe, Çavuş Evliyası tepe(12) , gibi beş tepeler eteğine kurulmuştur.

     Köy, Orta Karadeniz bölgesinin batı sınırına en yakın nokta da bulunmaktadır. Doğal yapısı ile doğudan batıya doğru denize paralel olarak uzanan Canik dağlarına sırtını dayayıp kuzeyde Karadeniz’in maviliği ve hırçın dalgaları ile buluşur.


     Kozköy’ü, Samsun Sinop karayolu kenarında sahilden 1,5 – 2 km içeride kurulmuş olup yaklaşık iki şehre de aynı uzaklıkta ( 84-86 km ) bulunmaktadır.

     1950’lerden sonra köy karayolu civarında yoğunlaşmaya başlar.

     1980’lerden sonra da sahillerde yazlık için talepler artınca köylüler’de fideliklerini, tarlalarını tek, tek elden çıkarıp satar. Köy de karayolu kenarından sonra sahilde yoğunlaşmaya başlar.


     En verimli tarım alanları ve sahiller Türkiye’nin her tarafında olduğu gibiçarpık ve kaçak yapılanma ile katledilerek modern bir kent yerine labirent köyler oluşturulur. 

 

     Köy :  doğusunda Fadime deresi ile Alaçam’ın Etyemez köyünden , Batısında Yakakent ilçe merkezi, Recep köyü, Çığlık, Kürüz ve Gürgenlik mahalleleriyle komşu olup Yakakent çayı bunlar arasında tabii bir sınır oluşturur.

 

     Köyün güneyi tarihte önemli bir yeri olan Alaçam’ın Aşağı Mülküç köyü püskül ( peskel) ormanlarının Güney doğudan kuzey  Batı’da sahile doğru uzantısını teşkil eden Aktarla, Kuyuyanı, Aksu, Yündüren, sarp geçit( sapgeçit) Kilise bayırı, Çitirmeşe ( çitiri-meşe) orman alanları olarak günümüze kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir.

 

     Sinop Samsun karayolunun güneyinde kurulan köy ilk kozköy’ü değildir. İlk köy sahilde Kabakum’dan başlayıp susamlı yerden hendek altına doğru uzanan kıyı şeridi üzerindedir. Buraya aşağı kozköy, sahildeki köy veya ilk köy ; sonrakine de yukarı köy veya ikinci kurulan Kozköy diyebiliriz.

 

     Resmi kayıtların dışında bir yerleşim alanının tarihini belirlerken eskilerin nakillerinin, aile şecerelerinin, mezarlıkların, yolların, su kaynaklarının, medrese, cami, han, hamam, türbe gibi yapılardaki kitabe arkeolojik bulgular vs. nin önemli bir yeri olduğu bilinmektedir..

 

     Nüfus kayıtlarına müracaat etmeden alan araştırması yaptığımızda karşımıza çıkan tabloda sonraki kurulan Kozköyündekilerin buraya yerleşmeleri yaklaşık iki asırlık bir zaman dilimi içinde oluyor.

 

     Alan araştırmalarımıza göre yeni kurulan kozköyü’ nü civardan gelen ailelerle Trabzon , Rize ve 1924 te mübadele de gelenler oluşturur. Bu konu ileride daha detaylı olarak ele alınacaktır.

 

     Yakakent 1963 te belde olur. 1 Mart 1963 te Belediye kurulur. Kozköy, Çığlık, Kürüz ve Gürgenlik Yakakent’e bağlanır.

 

     Yakakent de 0905 1990 gün ve 20523 sayılı resmi gazetede yayımlanan 3644 sayılı 130 ilçe kurulması ile ilgili kanun’la  1991 yılında ilçe olarak kurulur. İlk kurucu kaymakam olarak Ahmet Hamdi Nayır atanır. Kozköy’ü  de Yakakent ilçesi Kozköy mahallesi olarak tarihin sahifelerindeki yerini alır.

    

      12 – Resim    1-2-3-4-5-

          Resim  - 1 – Seferin Tepe

          Resim  - 2 -  Moturman Tepe 

          Resim  - 3 -  Ülüğün Tepe

          Resim  - 4 -  Aşlamalık  Tepe

          Resim   - 5 – Çavuş Evliyası Tepe

 

        

Resim  - 1 – Seferin Tepe

 

         

Resim  - 2 -  Moturman Tepe 

 

         

Resim  - 3 -  Ülüğün Tepe

 

         

Resim  - 4 -  Aşlamalık  Tepe

 

         

Resim   - 5 – Çavuş Evliyası Tepe

 

TARİHTE KOZKÖY

     Kozköy’ün bulunduğu bölgeler tarihsel olarak değerlendirilirken genellikle samsun, Sinop ve Orta Karadeniz tarihi ile birlikte değerlendirilmiştir.

     Samsun bölgesinde ilk yaşayan insanların Tekkeköy’de yaşadığı ve bunların musteriyen aletler kullandıkları Tekkeköy mağaralarında yapılan yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır

     Yine samsun bölgesinde ilk kurulan medeniyetin de temsilcilerinin “ GAŞGALAR” olduğu yapılan kazılar neticesi ortaya konmuştur.

GAŞGALAR

 

     Gaşga ( gasgas )ların adı ; alnı beyaz lekeli at anlamına gelen “ kaska” sözcüğünden türemiş olarak kabul edilir.

 

     Gaşka ulusunun adı değişik kaynaklarda gasgas veya kaşka şeklinde telefuz edilmiştir.


     Dil olarak “ GASYS” adı verilen bir dil konuştukları ve Kapodokyanın bir kısmında bu dilin konuşulduğu bilinmektedir.

     Kaşkalar’ın Anadolu’nun kuzeyindeyerleştikleri, Samsun Mert ırmağı ağzında küçük bir şehir kurdukları, bölgede yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkmıştır. İlk yerleşim alanı şimdi içeride kalan Dündar tepe veya Öksürük tepenin olduğu yerdedir.

     1940’lı yıllardaTürk Tarih Kurumu tarafından yapılan kazılarda burada çitten yapılmış ev kalıntıları, kemikten yapılmış eşyalar, mızrak ucu, kilden yapılmış körük ucu ve mutfak eşyaları kalıntıları bulunmuş ve bunlar da Eski eserler ve müzeler müdürlüğünce Sinop ve Kastamonu müzesine taşınmıştır. ( 13 )


     Kaşgaların, Kaşgay Türklerinin ön ataları olduğu kabul edilir. Anadolu’nun kuzey bölümünde yaşamış olan Gaşkaların özellikle yoğun olarak Samsun, Sinop, Kastamonu bölgelerinde yaşadıkları bilinir.

     Kastamonu isminin Gaş veya Gaşga’dan gelmiş olabileceği söylenip Gerze’nin sabunlar köyünde bulunan Gasgas kayalığı da bölgede Gasgas varlığının kanıtı olarak kabul edilmiştir.

     Kaşgalarla ilgili bilgilere Hattilere ( Hitit) ait tabletlerden sahip olunmuştur. Yazıtlardan öğrenildiğine göre Kaşgalar yiğit, inatçı, haşin, savaşçı ve saldırgan yarı göçebe yaşayan bir topluluk olarak bilinir. (14)


     Gaşgaların tarih olarak şansızlığı, Gaşya medeniyetinin Gaşgaların düşmanı Hitit kaynaklarından öğrenilmesidir.

     Gaşgaların kendi kültür ve medeniyetleri ile ilgili yazılı belge bırakmayışları, düşmanları olan Hititlerin kaynaklarının onlar hakkında verdiği bilgilerin tek taraflı oluşu, Gaşga medeniyetinin yeteri kadar aydınlatılamadığı düşüncesini akla getirmektedir.

     Netice olarak uzun yıllat Hititlilerle mücadele eden gaşgalar, Hititlilerin baskılarına daha fazla karşı koyamayıp Hititlere karışarak kaybolup gitmişlerdir. YaniM.Ö 2 bin yılda Anadolu’da siyasi bir güç olarak ortaya çıkan Hititler  Karadeniz’de de varlıklarını hissettirip Gaşga medeniyetine son verirken bölgeninde hakimi olmuşlardır .

     

NOT : Gaşka-gaska- kelimelerinin Kaşkalamış, Gaskalımış kelimeleri ile ilgisi olur mu ? Gasmış, Kasmış, Gaskalamış, Kaskalamış kelimeleri Alaçamda aldatmış anlamında kullanılır.

 

     13 -Âlim Altaylı. Samsun tarihi    5-6-7

     14 -Meydan Larausse 5 Cilt Gaksa Maddesi S.13 - Meydan Yayınevi.Meydan gazetecilik ve Neşriyat ltd.şti.1981- İst

HİTİTLER

   

     Yapılan araştırma ve bulgular Anadolu’da kurulan en eski medeniyetlerden biri olarak Eti ( Hitit) medeniyetini kabul ederler.


     Hititlerin Hint-Avrupa kökenli oldukları Anadolu’da M.Ö XX ve XlX yüzyılda yaşadıkları Hattuşa belgeleriyle ortaya çıkmıştır.

     Hititler Anadolu’ya silahlı akınlar düzenleyerek gelip küçük şehir devletleriyle mücadele ederek Anadolu’da Kızılırmak yayı içinde kalan Kapodokya bölgesinde devlet kurmuşlar ve başkentlerini Hattuşa ( Boğazköy) yapmışlardır.

     Hititlerin Anadolu’ya geliş yolları Hakkında farklı görüşler mevcuttur. Bazıuları balkanların Karadeniz kıyılarından deniz yoluyla Orta Karadeniz’e gelip Kızılırmak ve  Yeşilırmak  arasına yerleştiğini, bazılarına göre de Kafkaslar üzerinden Karadeniz’e geldikleri tezi ileri sürülürken bir kısım bilim adamları da Anadolu’nun yerli halkı olduğu tezini savunurlar. (15)

 

     Fethettikleri yerleşim alanlarını düzenleyip geliştiren Hititler buralara kaleler inşa edip aralarında düzgün yollar açmışlardır. Kazılarda bulunan antias levhasında bir çok şehir hakkında bilgi verilip nasıl fethedildikleri anlatılır.


     Berlin asuriyatcısı HUGO WİNKLER’in 1907 de Boğazköy’de yaptığı kazılarda Bir takım arkeolojik bulgu ve tabletlerin bulunduğu bir  mahzen keşfeder; burada çıkan levhaların Asur diliyle yazıldığını ve Boğazköy’ün Hititlerin merkezi olduğunu tespit eder (16)  

     1917 yılında Prag’lı FR.HROZNY tarafından Kültepe yakınında yapılan kazılar sonucu yeni bir şehir ortaya çıkarılır, burada bulunan ÇİNİ YAZISI tabletler okununca Etilerin M.Ö 2000 yıllarına kadar olan tarihi önemli ölçüde aydınlanmıştır. Devam edilen kazılar la Etilere ( Hitit ) ait  M.Ö 3000-4000 yıllarına kadar bilgiler elde edilir. Yine bu bu metinlerden Kızılırmak dolaylarında , Bafra aykılarında olabileceği düşünülen “ ZALPADAN” bahsedildiğini öğreniyoruz. ( 17 )

 

     Hititlerin tarihini araştıranlar genellikle M.Ö 1800-1400 yıllarını eski krallık, M.Ö 1400-1200 yıllarına yeni krallık, 1200- 700  yıllarını da yeni krallık, dönemi olarak değerlendirmişlerdir.

 

     Eti Krallığının kurucusu olarak LABARNAS kabul edilir. Devlet  kral tarafından idare edilir; ancak kralın yetkileri sınırsız değildir. Asillerden oluşan “ PANKUŞ “ meclisi vardır; bu meclis gerek görürse kralı yargılar. Kraliçeler de söz sahibidirler ancak toplantılara katılmazlar, fakat kral sefere gidince kraliçeler kralın yerine söz sahibidirler

 

     Hititler dil olarak Hititce’yi kullanırlar; Hititce bugüne kadar bilinen en eski Hint Avrupa dilidir. Kullanılan dile NESİLİ (Nesçel) denmiştir.


     Hititler, yazı olarak ta farklı yazı kullanmışlardır. Resmi diplomatik yazışmalar ve saray arşivleri Âsur (Akad) çivi yazısı iken, kayalardaki kabartma ve yazıtlar da Hiyeroglif kullanıyorlardı. (18 )

     Hitit çivi yazısının dili 1915’te Frederich Hrozny tarafından çözülmüştür. Hitit Hiyeregolif yazısının da 1940’larda çözülmeye başlamasında Helmuth Theodor Bosert’in katkıları olmuştur.

     Medeniyetler beşiği Anadolu’nun tarihinin daha iyi aydınlanabilmesi için gerekli araştırmaların yapılıp arkeolojik kazıların tamamlanması, kültür varlığı değerlerimizin ortaya çıkarılıp yerli yabancı talancılardan tarihi mirasın korunması gerekmektedir.

 

     1886-1921’de Merzifon Amerikan koleji müdürü olan George E.White hatıratında Anadolu’nun tarihi zenginliğini ve Hititleri şöyle anlatır: “ Küçük Asya toprağı, Antik dünyanın ışığının parıltılarını sızdıran eski yazmalarla doluydu…. Kolej alanında ve etrafında bir arkeolojik bilgi hazinesi yatıyordu. Şehrin bulunduğu bölgenin arkeolojik zenginliği, talebelerin bu konuda aktif olmalarını gerektiriyordu.


     Her yönde birkaç millik at binimi mesafede tamamen veya kısmen yıkılmış kaleler vardı. Bazı antik ( eski ) şehirler de uzakta değildi. İlk gelen Amerikalılar Küçük Asya’da kullanılan Hitit kelimesini burada öğrendiler.

     Büyük imparatorluk ve insanlar hakkındaki bilgi , büyük bir çabanın başlangıcıydı. Bir keresinde bir köyden atla geçerken muhteşem bir Hitit aslanı , Roma yol  taşları, Bizans- Grek  Hıristiyan mezar taşları bulduk. Burada yaşayan insanlar biner yıl arayla dört farklı din, dil,ırk ve kültürün temsilcileriydiler.

     Eski şehir ve kalelerin etrafında SUNİ-KÜMBET’lerde  SAKLI TAPINAKLARDA ve benzeri yerlerde bol bulunan boyalı çanak çömleği toplayıp karşılaştırmayı adet haline getirdik.


     Çocuklarımız genellikle HİTİTLERE  ait çivi yazılarının parçalarını toplamak ve bulmakta ustalaştılar..Bu eski eserler ve  arkeolojik değer taşıyan parçaları toplamak ve bulmak onlar için kolaydı. 

     Eski eserler ve arkeolojik değer taşıyan parçaları yolladığımız bize bilgi veren merkezler oluşturup British Museum ile museum ile münasebet kurduk.

     Anadolu Arkeoloji Klüpleri kuruldu. Yetişkin üyeler aktif üye olarak çalışırken, yetişkin talebeler de yardımcı oluyorlardı. Tanınmış arkeologları da şeref üyesi olarak belirlemiştik.


     Toplantılar üç aylık olup, GAYRIRESMİ  ve ilgin bir havada geçiyordu. Bilgileri belli bir merkezde toplayıp, oradan kullanarak, tatilimizi veya gezilerimizi yaptığımız sırada ilgimizin hedefini teşkil eden ESERLERİ ARAMAYI ve KLUBE rapor etmeyi adet edindik… Bizim alanımız yeniydi ve üzerinde çalışacak, anavatana (A.B.D ) ve Avrupa’daki merkezlere rapor edecek çok çeşitli bilgi Ve keşif vardı.

     Kraliyet Asya Çalışma Grubu’ndan  ( Royal Asiatic Society ) faydalanarak kendisine verdiğim ÇİVİ YAZISI TABLETLERİ basmış Hz. İbrahim döneminde KÜÇÜK ASYA’da sosyal hayat adlı  bir çalışma yapmıştır. Pentateuch’ta Hz. Musa’dan önceki zamanlardan kalma yaşlı ÇİVİ YAZISI tabletlerdeki bilgilere dayalı yorumlarda bulunmuştur.” ( 19 )  

     15 - Ayhan Şahenk Vakfı Yayını Kapodokya. Cumhuriyetin 75 yıldönümü kuruluşu
           Adına Körfez Bank’ın finansörlüğüyle bir ekip tarafından hazırlanmıştır. Editör Metin Sözer. S.168-169-173

     16 - Hasan Yiğit : Bafra Tarihi - Beyazıt Devlet Kütüphanesi tasnif No: 9 (565,21) Demirbaş No: 245406

 

     17 - A.g.e S.9

 

     18 - Ayhan Şahenk Vakfı Yayını Kapodokya. Cumhuriyetin 75 yıldönümü kuruluşu adına Körfez Bank’ın finansörlüğüyle bir ekip tarafından hazırlanmıştır Editör Metin Sözer. Sayfa 157  Resim -6- Asur dilinde çivi yazılı bir zarf. S. 176- Resim – 7  Hitit Hiyografiline örnek.

 

     19 - Bir Amerikan misyonerinin Merzifon Amerikan Koleji Hatıraları S.89-162-169 George E.White.Tercüme cemTârık Yüksel Enderun Kitapevi 1995 İstanbul

 

TUNÇ ÇAĞI KÜP MEZARLAR VE KOZKÖY

 

     M.Ö XX ve XlX  yüzyılda  Orta Karadeniz de hakimiyet kurmaya başlayan Hititler Gasgaların yerini alır. Kozköyü’de Hititlerin vatan topraklarının bir parçası olur.

 

     Bölge tarihinin yeterli şekilde aydınlanması arkeolojik kazılar, alan çalışmaları ve diğer araştırmaların tamamlanmasıyla olacaktır. Bu anlamda başlatılan Çorum, Bafra ve Vezirköprü’deki çalışmalar ümit vericidir.

 

     Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Alacahöyük’te, Boğazkale ve Ortaköy Şapinuva’da başlatılan kazıların yanında Çorum Müze Müdürlüğü’de Bakanlığın izniyle Doç.Dr.Tayfun başkanlığında Uğurludağ’daki Resuloğlu ve Sungurlu Boyalıhöyükte kazılar başlatmıştır.

 

     Resuloğlu kazılarında Eski tunç Çağı’na ait 4 bin yıllık mezarlar bulunmuş, açılan 154 mezardan iskeletlerin yanında insanların hayatlarında iken kullandıkları eşyalar bulunmuştur. Bu açılan mezarlarda kadın mezarlarından takılar, erkek mezarlarından da kama, bıçak gibi kesici aletler çıkmıştır. ( 20 )

 

     

Resim 6 Küp Mezar

 

     Eski Tunç çağına ait mezarlıkta bulunan bazı mezarların taşla örülü, bazılarının topraktan yapılmış küp mezar olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak insanların eski çağlarda küp mezarlara neden konulduğu anlaşılamamıştır. ( 21 )


     Vezirköprü ilçesi Oymaağaç köyü sınırları içinde Hititlerin en önemli dini merkezi Nerik’in izlerini bulmak için kazı başlatılmıştır. Kazı başkanı Doç.Dr.Rainer Czichon, Almanya’nın Freie Üniversitesi ve Bilkent üniversitesinden 20 kişilik bir ekip 2006 da yüzey araştırmasında  ve jeomagnetik haritada toprak altında bir mabede rastladıklarını anlatıp Czichon, söz konusu binanın güneyinden kazılara başladıklarını kerpiç , kireçli topraktan yapılmış bir duvar ortaya çıkardıklarını belirtmiştir.

     Czichon, mabet ortaya çıktığında mabette çivi yazılı arşivlere ve seramik mühürlere ulaşılabileceklerini ümit ettiklerini söylemiştir. Hititiolog Prof.Dr.Jörg Klinger samsun mmzesindeki 2006 yılı yüzey araştırmalarında ortaya çıkan ÇİVİ YAZILI tabletlerden birinde “ Nerik’in hava tanrısı için bir fedakarlıktır” yazısını okur.

     Czichon, Hitit imparatorluğun’da kralların tahta çıkmadan önce Nerik’e gelip gök tanrıya ibadet ettiklerini söyler. Czichon, “ Oymaağaç, Höyük, zalpa ülkesi içindedir. Eğer Oymaağaç Höyük’te Asur ticaret kolonileri ya da eski Hitit tabakaları içinde ÇİVİ YAZILI tabletler bulunursa Hitit imparatorluğu’nun kuruluş dönemi tarihsel olarak kanıtlarla aydınlanmış olur” demektedir.


Resim 7 Çivi yazısı

 

     20 - Resim 6 Küp Mezar   

 

     21-  Halka ve olaylara Tercüman Gazetesi 7 Ocak 2007

TUNÇ ÇAĞI MEZARLARI VE KOZKÖY

     Kozköy’ün bulunduğu bölgelerde İlk çağ tarihi ile ilgili olarak daha geniş bilgi sahibi olmak için, Alaçam-Yakakent toprakları üstünde yeterli yüzey araştırmaları, alan çalışmaları ve arkeolojik kazıların yapılması gerekmektedir. Bu manada Kozköyü’nü  ve çevreyi yakından ilgilendiren Bedeş, Gökçeboğaz, Cintepesi Höyükleri ile Alaçam Sivritepe ve Yakakent Erükçe Pilavtepesi’nin arkeolojik kazılarının yapılıp tamamlanması gerekmektekdir.( 22 )

    Gaska ( Kaska) lardan sonra Kozköy’ün bulunduğu yerler Hititlerin eline geçer. Buralarda Eti( Hitit) ler hakim olur. Çorum Resuloğlu kazıları ile ortaya çıkan 154 mezar Anadolu’daki bilinen en önemli ve geniş mezar kazısıdır. Bu mezarların bir kısmının taşla örülü sandık sandık mezar, bir kısmının da küp mezar olduğu ortaya çıkmıştır.
Kozköyü’nde İbrahim TOK, Şahin ACAR Aşlamalıkta çift sürerken yanlarında Mehmet TOK, Dursun ACAR da çiziye mısır dökerler, ( 23 ) sabana küp takılır biraz eşerler, küpten iskelet çıkınca bırakırlar. Daha sonra burası başkaları tarafından kazılır; iskelet te sağa sola savrulur. Uzun süre kafatası ve diğer kemikler ortada iken şimdi kaybolup gitmiştir. Ancak gerek küp mezarın yerinde, gerekse civarda küp kırıkları,seramik ve tuğla parçaları göze çarpar. Burada bulunan küp mezar bize  Çorum Resuloğlu  kazılarında bulunan küp mezarlarla aynı medeniyet ve kültürün parçası olduğu aynı kültürün izlerini taşıdığı kanaatini vermektedir.

    

     22 – Cintepesi Höyüğü Alaçam çayı ağzındadır. 1980 yılında define avcıları.Burada kazı yapıp bir lahit çıkarmışlardır. Lahdin kapağı çıkarılırken kırılıp tahrip edilmiş,lahdin içi de lahit,Geyikkoşan’da Öğretmenevide yanındadır.

 

     23 – Mehmet TOK, Dursun ACAR o zaman Ortaokul talebesidirler, şimdi ikisi di ikisi di ikisi de Emekli öğretmendir. 
 

FRİGLER

     Anadolu’ya yapılan akınlarda Frigler de Balkanlardan boğazlar yoluyla gelip Bitinya bölgesinde Sakarya ile Büyük Menderes’in yukarı kesimlerinde yerleşirler….

    
Küçük Asya’nın eski tarihi ve coğrafyası ile ilgilenmiş olan yazarların incelemelerinden varılan sonuca göre Frigyalılar çevredeki bölgelerden yarımadaya gelip yerleşmişlerdir.

     İ.Ö 12 ve 7 yüzyıllarda varlıklarını hissettirip Gordion’u kendilerine başkent, Gordios’u da kral yaparlar.Gordios’un oğlu Midas dönemi Friglerin en güçlü olduğu dönemlerdendir.

     Tarihçiler, çoğu Frigyalıların Avrupalı ırklardan oldukları görüş birliğindedirler. Ayrıldıkları nokta göçün yaşandığı tarihtir. Frigyalıların Avrupa’dan çıktıkları noktasında Heredot tereddütlüdür.

     Kserkses ( xerxes) , Frigyalıların köken olarak Makedonyalı olduklarını ve orada Brygler adıyla adlandırılrlarken Asya’ya geçerek phrye’ler adını aldıklarını söyler.

     Bu göçün ne zaman olduğuna gelince : Bunun Truva savaşından önce meydana geldiği hakkında deliller mevcuttur. Strabon’da Friglerin Truva savaşlarından önce geldiği kanaatindedir. ( 27 )

     Frigler Urartularla dostluk anlaşmaları yaparak Asurlularla savaşmışlar; Hititler’e baskınlar yapan Phryg(Frik) ler  ( M.Ö 1182 ) Hititlilerin şehirlerini yakıp yıkmışlar, hemen, hemen bütün Hitit topraklarına sahip olurken Alaçam, Yakakent toprakları da Friglerin eline geçer.

     Alacahöyük, Alişar, Boğazköy ve Pazarlı kazılarında Friglere ait kalıntılar bulunmuştur.

     Frigler, tarım ve hayvancılıkla uğraşırlar ve bilhassa  at yetiştiriciliğinde çok ileri gitmişlerdir.

     Frigler, Asur ve Luvıler’le ticaretlerini geliştirmişler, ticaret ve san’at’da ileri gitmişler, bilhassa altın, gümüş,bronz işlemeciliğiyle çivisiz ahşap işçiliği ve dokumacılıkta söz sahibi olmuşlardır.

     Dokumacılıkta kullandıkları motiflerin Anadolu kilimlerindeki Ve Türk dünyasında binlerce yıldır kullanılan motiflerle birebir örtüşmesi ilginç bulunmaktadır.

     Frigler, uzun yıllar Asurlularla yaptıkları mücadeleler neticesinde zayıflamışlar ve güçlü Kimmer saldırıları karşısında daha fazla dayanamayıp yıkılıp gitmişlerdir.

     Alacahöyük’te arkeolog Theodor Makridi tarafından 1907’de başlatılan kazı 1935’ten sonra Hamit, Zübeyir Koşar ve Remzi Oğuz Arık tarafından devam ettirilir. Alacahöyük’te yapılan kazıların birinci kültür evresinde Frikler’le ilgili buluntular tesbit edilmiştir. (28)

     Samsun bölgesinde ilk ciddi araştırmaları 1930’lu yılların sonunda Prof.Dr.Kılıç Kökten başlatmış Nimet Ve Tahsin Özgüçler’le geliştirilip Prof.Bahadır Alkım tarafından geliştirilerek Samsun il ve ilçelerinin arkeolojik merkezleri çalışmaları yapılmış  ve 74 merkez tespit edilmiştir.

     Bu 74 merkezin 20 si Alaçam ve Bafra’dadır. Bafra’da 16, Alaçamda 4 ana merkezin bulunuşu, Alaçam ve Bafra’nın tarih boyunca medeniyetlere beşiklik yaptığının belgesidir. Buralarda yapılacak arkeolojik kazılar bölge tarihini aydınlatacaktır. ( 29 )

     27 - Charles Texıer Küçük Asya Coğrafyası tarihi ve arkeolojisi  Çev Ali Suat 2.Cilt- Birinci Bölüm Frigyalıların göçü S.259-260-261

     28-  Ali Sarcan Samsun tarihi Ordu İl Halk Kütüphanesi = Kayıt No : 11831  Tasnif No : 956.12.0 

                             

     29- Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi bildirileri. 1-3 Haziran 1988  Bafra- İkiztepe kazılarının ışığında samsun Bölgesinin Protohistoryası Doç. Dr.Önder Bilgi S.1-2

                                            MİLEZYENLER - (AKALAR  )        

      Milezyenlar, M.Ö ikinci bin yıllarında Mezepotamya'da yaşayan en eski kavimlerden biri olarak bilinir.

     Homeros'un destanlarında Akhariler ( Yunanca Axaıoni, Akhaioi ) olarak geçer.

     M.Ö 1400'lü yıllarda güçlü oldukları ,Anadolu'ya seferler düzenledikleri, Homeros'a göre Danaolar ve Argoslar'la birleşerek Troya'yı kuşatıp yıktıkları belirtilir.

     Asılları Akalar olarak bilinen Milezyenler'in M.Ö beşinci asırda Yunanistan ve Milet'ten akınlar başlattıkları, bu akınlar esnasında Trabezus ( Trabzon ) Cerasunte ( Giresun ), Kotyora ( Ordu ), Une ( Ünye ), Amisos ( Samsun ), Amasia ( Amasya ) ve Sinop'u kurdukları bilinir.

     Asılları Orta Asyalı olan Milezyenler Milet şehrinden geldikleri için kendilerine bu isim verilmiştir.

     Milezyenler ilk defa Samsun'un batısına giderek yerleşim yerleri kurarlar. Bunların göç yolları, Orta Asya, Hazar Denizi , Tuna Nehri, Varna, Yunanistan, Milet, İzmir, Sinop, Zalikus  ( Alaçam ) dan doğuya doğru devam eder.

     Milezyenler ( Akalar ) Orta Asyadan, Ynanistan'a gelip yerleşmişler, buda da kuzeyindeki TURSALAR'ın baskılarına dayanamayıp göç etmişlerdir. (30)

      P.MinasBıjıkyan'da Akdenizden gelen bir Milezyalı bir koloni'nin, mevki'in güzelliğini görüp, yerlilerin de zayıflığınlığından istifade ederek Sinop'a yerleşip, şehri büyütmüş, intizama koymuş ve refah içinde o kadar çoğalmışlar ki Giresun ve Trabzon'a da bir koloni kurmuşlardır der.

     Böylelikle Sinop'un kurucuları sayılan Milezyalılar, Mihridates'in korkusundan şehri tahkim etmişlerdir. Mihridates'in zamanında payitaht şehri olan Sinop, Sonra Romalıların eline geçmiştir. (31)

     Alaçam'a ( Zalecus) gelince , buranın ilk kurulduğu yerin bugün'kü Alaçam Çayı ağzında, Hamam Gölü ve Cintepes'si höyüğü civarından batı'da Kışla tarafa doğru devam ettiğini bu anlamda Sinop'tan Samsun'a karadan ulaşımın tarih boyu buradan olduğunu , Romalılar döneminde bu yollar'la ilgili çalışmalar yapılıp ( mil ) yol taşları dikilgiği bilinmektedir.

     Charles Txıer'de bu durumu şöyle anlatır: Kızılırmak Nehri geçilince , kıyı boyunca kolay bir yol gider Alaçam ( Zalecus ) ya da Zaliscus köyü, Kızılırmak nehrinden  ikiyüzon stade mesafedeydi. Deniz kenarındaki Alaçam köyü , Orman ve çalılıklar içine gömülmüş halde bir Bizans kalesi harabesi görülür. Burası hiç şüphesiz Zalecus'un yeridir. Bu küçük şehirle Sinop arsında, tarihci ARRİEN iki yerleşim yerinden söz eder. Bunların biri Kızılırmak ile Sinop'un tam yarı yolunda olan Zagora ile yeri daha belirlenememiş olan Carussa'dır ( 32 ) der.

     Bu hususta araştırmalar yapan U.Minas Bıjıkyan İstanbul'dan Trabzon'a kadar olan liman, ırma, çay ve yerleşim alanlarını tesbit etmiş, Karadeniz sahillerini yedi bölüme ayırmıştır; Birinci kısım: Anadolu kavağı veya Fener'den Sinop'a kadar. İkinci kısım : Sinop'tan Yorus veya Trabzon'a kadar olan kısımdır.

      Sinop I ( Armene ) Ağlimandan başlar, Carussa ( Karasu ) Kerze, Tarihci ( Arrianos'da Karuza ), Zadora- Lagora, ( Kurzuvat- Gürzüvet- Yenikent ), Çayağzı ( Kanlı Çay ) Kızılırmak ( Haly) diye devam edip doğuya doğru gider (33)

      30 - Tayyar Anakök. Alaçam tarihi. 5-6-7-  Beyazıt U.Kütüphane kayıt No : 58942 İbrahim Horoz Basımevi, 1953/ İstanbul.

      31 - P.Minas Bijışkyan. Pontus Tarihi. Tarihin Horona durduğu yer Karadeniz. 2 baskı- S-66

      32 - Charles Texier, Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi. Çeviren : Ali Suat  Üçüncü cilt, Yirmidördüncü bölüm. S.209 Latin harflerine aktaran : Prof. Dr.Kâzım Yaşar Koptaman. Sadeleştiren: Yrd Doç.Dr. Musa Yıldız. Enformasyon ve Dökümantasyon Hizmetleri Vakfı.  Ankara- 2002

      34 - P.Minas Bıjışkyan. A.g.e  = S.37-38-69-70

________________________________________________________________________

                                       KİMMERLER

         Kimmerler M.Ö 8. asırda Karadeniz'in kuzeyinde'ki ülkelerin eski halklarındandır. Bunlardan ilk defa Homeros : Odysseia da : " ıssız dünyanın sisli ve karanlık bir ülkesinde yaşayanlar diye bahseder.

        Bu devirden kalan eski kaynaklara göre Kafkasya'nın ve Azak Denizi'nin kuzeyinde oturdukları bilinir.

        Heredot, Kimmerler'in Kuzey Pontus bölgesinden geldiklerini söylerken , Strabon'da  Kimmerleri Trakyalı trerler ile aynı sayar. Bunlar asur kaynaklarında da Gimmirai olarak bilinirler. ( 35 )

        Kimmerler İ.Ö 700'den sonra İskitlerin baskıları ile Kafkaslar üzerinden güneye , Doğu Anaoluya doğru sarkarak Karadeniz'in Anadolu  kıyılarına ulaşırlar.

        Kimmerler veya ( Gemer / Kemer ) Urartularla savaşarak Kızılırmak kavisinden Sakarya bölgesine kadar ilerleyip Kuzeydoğu Anadoluyu işgal ederler.

        Mehmet Bilgin, Sinop dahil olmak üzere Kimmerlerin Karadeniz'in kuzey ve güneyindeki Helen kolonilerini yok ettiğini belirtip, Sinop'dan Trabzon'un doğusuna kadar olan bölgede yer isimlerinin ve arkeolojik bulguların Kimmer varlığını kanıtladığını belirtir. ( 36 )

        Mustafa Özdemir'de : Kimmerlerin adlarını Muhtemelen Kırım - Dobruca  arasındaki Kimmerien platolarından almışlar ve Karadeniz kıyılarını kendilerine yurt tutmuşlardır. Bu anlamda Sinop'u da önce tahrip eden Kimmerler burayı kendilerine merkez yapmışlar, Karadeniz Ereplisinden Trabzon'a kadar olan bölgeye yerleşmişlerdir.( 37 )

       İşte bu dönemlerde Kozköy'ün bulunduğu topraklar'da Kimmerler'in hakimiyeti altındadır.

        Kimmerlerin Karadeniz bölgesindeki varlılığını gösteren arkeolojik ve filolojik bulgular mevcuttur. Bu hususta E. AKURGAL tarafından ( 1969 ) yılında Ünye'de bulunan M.Ö 6 yüzyıl Kimmerler sanatının son dönemlerine ait bir gümüş kap ( phiale ) de çarpıcı bir örnek olarak kabul edilmektedir.

       Kimmerler M.Ö 625 lerde en parlak devrini yaşamıştır. Atlı göçebe kavimler olarak bilinen Kimmer ve İskitlerin sosyal, kültürel, ekonomik ve askeri yapılanmaları Türk kavimleriyle çok benzerlik sergilediğinden bunların " Proto Türk " kavmi olabileceği kanaatini vermektedir. Afif Erzen'de bu kanaatte olanlardandır. (38)

       35 - Meydan Larousse. Büyük Lügat ve Ansiklopedi 6. Cilt.Kimmerler maddesi.

       36 - Mehmet Bilgin. Doğu Karadeniz. tarih-kültür-insan. S.13

       37 - Mustafa Özdemir. Orta Karadeniz Bölgesinin Tarihi Coğrafyasına Başka Bir Bakış. S.36-37.  Orta Karadeniz Sempozyumu .2005.   Yayıncı : Orta karadeniz Sempozyumu Deneme Heyeti.  Bahaeddin yediyıldız.  Hakan Kaynar  . Serhat Küçük.

       38 - Afif Erzen. Eskiçağ Tarihi Hakkında . Konferans. İstanbul- 1984 S.68

KOZKÖY’Ü İLE İLGİLİ BİLİNMEYENLER

 

 

     1530 tahrirlerinde Alaçam- Yakakent’in kaç köyü var, bunlar hangileridir?

      1530 tahrirlerinde isimleri olup bugün olmayan köyler hangileridir?

      1530 tahrirlerinde Kozköy’ü olmadığına göre bugün ismi olmayan köylerden hangisi eski Kozköy olabilir?

      1640’ta ki avarız defterinde Alaçam-Yakakent’in hangi köyleri var?.

      Kozköyü’nde Hendekaltı olarak bilinen yerler bu ismi niçin almıştır, hendek ilk defa ne amaçla kaç tarihinde kimler tarafından açılmıştır?

      Kozköy’ünde çeltik ekimi ilk defa hangi tarihte yapılmıştır?

      İlk  çeltük eken ( Çeltükciyan ) altı aile ile bugün bağlantı kurulabiliyor mu? Bunlar kimlerdir?

      Kozköyü’nde ilk cami ne zaman yapıldı, Cami için verilen beraat de orjinali mevcut mu? Beraar de neler yazıyor?

      Kozköyü’nde eskiye ait elde mevcut evlenme cüzdanları var mı? Varsa kimlere ait? Cüzdandaki şahitler kimler? Kozköyü’ne ilk gelip yerleşen aileler hangileridir? İsimleri nelerdir?  

      Kozköyü’nden bu vatan için asker olup gidenler….gidip te dönmeyen dönüp te görmeyenler kimlerdir?

      Susamlı yerin uzun zaman tarım alanı olarak ekimden uzak kalıp kûfi arazi haline gelişinin nedenleri, ve  köklenerek yeniden ekenek olması  kimin muhtarlığı döneminde olmuştur.?

      Kozköyü’nün içme suyu kaynakları ve meşhur Hacı Pınarının ne zaman, kim tarafından yapıldığı ve kimin yaptırdığı?

      Kozköyü’nün Yaylası ( Yaylayazısı) mahallesinde oturan halkın ifadesiyle Gavur köyündekiler ve Yakakentliler Rum mu idi? Yoksa Hristiyan Türkler mi?

      Alaçam, Bafra, Yakakent’teki Hıristiyanların Kuman Türkleri ile alakası varmıdır? Bunlar la ilgili bilgi, belge ve kaynaklar nelerdir?

      Gümenez, Gümenoz, Komenos ( Yakakent ) u kuranlar Kuman Türkleri mi, yoksa Trabzon da kurulan Bizansların bir kolu olan Komenonslular mı?

      Bunlarla da ilgili bilgi ve belgeler varmıdır?

      Kozköyü Hekimoğlu ve Paşaoğlu mahallelerine niçin bu isim verilmiştir? Buranın daha önceki ismi nedir?

      Tarih boyunca Orman ve orman ürünleri ile öne çıkan Alaçam- Yakakent ve buna bağlı olarak Kozköyü’nün buradaki durumu nedir?

      Salnamelerde ve birçok tarihi kaynaklarda Mülküç ,Püskül ( Peksel ) ormanlarından Dersaadete gönderilen meşe keresteleri nerden, nasıl gönderiliyor du?

      Susamlı yerdeki vakıftaki mezarlık yeri kim tarafından bırakılmıştır?

      Halkın galat söyleyişi ile Kerhane dediği yer eski tapu kayıtlarında Karhane ( Ticaret merkezi ) mevkii olarak karşımıza çıkıyor, bunu destekleyen tarihi bulgu ve bilgiler varmıdır, varsa nelerdir?

   

 

YAKAKENT’İ (GÜMENOZ-KUMANOS) KIPÇAK-KUMAN TÜRKLERİ KURDU!

          Tarih; İnsanoğlunun dünyaya ayak bastığı anda başlayan yolculuğunu zaman tüneli içinde adım adım yürüyerek dünden bugüne, bugünden yarınlara tarih biliminin koyduğu objektif kurallar içinde tespitler yaparak aktarır.

         Tarih; geçmiş aynasında hali görüp geleceğe yön vermek, geçmişten ders çıkararak tekerrür çukuruna düşüp debelenmemek için kullanılan sağlıklı yol haritası ve rehberidir.

          Tarih; geçmişini sağlıklı bir şekilde bilmeyen milletlerin başkalarının geçmişlerinin arkasına takılarak kendisini unuttuktan sonra da ölü milletlerin mezarlığına gömülmemesi için ikaz lambası, alarm sistemidir.

          Dünü unutanların bugünü varsa da yarını olmaz. Dedesinin mezarından haberi olmayanların torunundan mezarının bilinmesini isteme hakkı yoktur.

          Geçmişini sağlıklı bir şekilde bilmeyen milletlerin, geleceği karanlıktır; yani doğru bilinmeden gidilen yolun sonu çıkmaz sokaktır.

         Bağımsız devletler kurmuş, medeniyetleri ile insanlığı aydınlatmış Türk milletini geçmiş köklerinden kopartmanın en kolay yollarından biri karartma kampanyaları ve çökertme operasyonlarıdır.

       “Türk Milleti tarih yapar ancak tarih yazmaz.”denilmiştir. Bu manadan olarak kendi tarihini kendi yazamayanlar, başkalarının yazdığı tarihlerin karalama kampanyalarının esiri durumuna düşerek geçmişine düşman yapılırlar. Zira başkalarının günahlarını tartarken terazinin kendi tarafındaki kefesine baskı yapmayanlar yok gibidir.

        M. Kemal der ki:”Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Tarih yazan, tarih yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”

      Tarih devlet adamlarına yol gösterir, rehberlik yapar. Devlet adamlarının hayatları tarihin laboratuarlarında incelenip masaya konulur. Herkes nasıl anılmak istiyorsa buradan kendi ruh dünyasına uygun birini örnek alarak ve vicdanındaki asli cevheri ortaya koyar; tarih de onunla ilgili kararını verir.

      Kitapların kabına ve tabelalara milli yazınca milli olunabileceğini düşünen anlayışlar, istilacı anlayışlara zemin hazırlama gafletinin içine düşerler.

       Biz bölgesel olarak geçmişten günümüze, günümüzden yarınlara uzanan yollarda,  asırlarca dedelerimizin üzerinde yaşadığı, oynayıp güldüğü, ölüp gömüldüğü Kumanos-Gümenos-Gümenez-Yakakent ve Alaçam’la ilgili olarak yaptığımız alan araştırmaları, tarihi yazılı kaynaklar üzerindeki çalışmalarımızla birlikte 60 yılı geçen hayat yolculuğumuzda görüp duyduklarımızı, bilip işittiklerimizi, değişip değişmeyenleri,  dilimizden oyunumuza, davulumuzdan düğünümüze gördüklerimizi, bildiklerimizi genç neslimizle paylaşmayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı bir görev bildik.

         Bir kitap olarak yazmayı düşündüğümüz Alaçam-Yakakent tarihi ile ilgili olarak şimdilik Kumanos-Gumenos-Gümenüz(Yakakent)ün kurucularının Hıristiyan olan Kuman-Kıpçak Türkleri olduğunun üzerinde durarak okuyucularımızla paylaşmak düşüncesindeyiz.

                                     KUMAN-KIPÇAKLAR KİMDİR?

Kıpçak-Kumanlar değişik milletler tarafından antropolojik özellikleri de göz önünde bulundurularak farklı şekillerde tarif edilmişlerdir. Geniş bir coğrafyada varlık gösteren,karşılıklı etkileşim içinde bulunan Hun,Avar,Bulgar,Vardar,Oğuz ve Kuman –Kıpçak Türkleri miladi 378yılından bu yana yayılarak Karadeniz kıyılarına yerleşirler(1)

         Kuman-Kıpçaklarla ilgili dikkatleri çeken hususlardan biri de Kuman Türklerinin M.Ö.1118-1093 tarihleri arasında Sinop’tan Batum’a kadar uzanan bir coğrafyada devlet kurmuş olmalarıdır. Bu devletin başkentinin de Tokat yakınlarında günümüzde harabe durumunda bulunan Komanak(Kumana-Komana)şehri olduğu bilinir.(2)Komana, Danişmend-name’de anlatılan nakillere göre; sel ve depremle yıkılarak ismi daha sonraki yıllarda GÜMENEK olarak değişmiştir.(3)

         M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan PLİNİUS Dağıstan bölgesinde yaşayan Kıpçaklara “KOMAN” ve Komuklara “KAMAK” denildiğini belirtir.(4)

        “Gürcü vakanüvislerinde daha İskender zamanında, yani M.Ö. 4üncü asırda Kür nehri boyunda Bunturki ve Kıpçak isminde iki Türk kavmin gelip yerleştiğine dair rivayetler nakledilmiştir.(5)

         Kuman-Kıpçak İslam kaynaklarında Kıpçak(Kıfşak,Hıfşak)Kıfçak,Rus kaynaklarında Polovets,Yunan kaynaklarında Namanen,Latin kaynaklarında Kuman,Kumanos,Macarların Kun(Hun)Ermenilerin Kartes,Almanların Falben olarak adlandırdıkları topluluk öz be öz Türk’tür.

      Kuman/Kıpçak İslam kaynaklarında Kıpçak (Kıfşak,Hıfşak) Kıfçak, Rus kaynaklarında Polovets, Yunan kaynaklarında Namanen, Latin kaynaklarında Kuman, Kumanos, Macarların Kun (Hun), Ermenilerin Kartes, Almanların Falben olarak adlandırdıkları topluluk öz be öz Türktür.

      Çeşitli dillerdeki bu kelimelerin anlamı ‘sarışın, açık sarı, saman beyazı, sarı saçlı, kumral, kızıl saçlı, kırmızı yüzlü, çakır gözlü manalarına gelir.(6)

      Kuman/Kıpçaklarla ilgili olarak geniş bilgi kaynakları bulunmaktadır. Bu geniş bilgi kaynaklarının başında da Oğuzlardan detaylı olarak bahseden  (Oğuz-Khan Afresyab/Tunga/Alp-Er) ‘Oğuzname’ Uygurca Oğuz kağan Destanı, Reşideddin Oğuznamesi, Dağıstan/Lâri Oğuznamesi, Dedekorkut kitabı, Şecere-i Terâkime ve Türki gibi eserlerin yanında Yunan ve Roma klasik  eserleri, daha eski yazı kayıtlarına sahip olan Süryani müelliflerinden  yapılan tercüme eserler ‘Graber’ eski Ermenice eserler ile Kartel/Gürcü vakayinameleri ve eski COĞRAFYA YER ADLARI, Kafkasların kuzey ve güneyinde, İslam’dan hatta milattan öncelerinden kalma ‘Kıpçak’ ve onların kolundan: ‘Khazer(Khazır,Barsel/Parsıl,Bulgar,Kamak,Vanand,Kuman/Kumuk ‘ adlı urug ve boyların varlığını kesin olarak gösterip ispatlamışlardır.(7)

      ‘Oğuznâme’ diye anılan milli Türk destanlarında, ilk Türk fetihleri çağı olarak bilinen dönemde birer el (devlet) halinde yaşayan: Uygur, Kanklı, Kıpçak, Kalaç, Karluk ve Oğuz Türkman dan ibaret altı urug arasında Kıpçaklarda vardır.(8)

      Şecer-i Terakime ve Türki’de Kıpcaklar: Oğuz Han yaptığı savaşlardan birinde yenilir; Oğuz Han’ın beylerinden birisi de savaşta ölür. Ölen bey’in hamile olan eşi de Oğuz Han ile birlikte geri dönerken sancılanır. Hava soğuktur, sığınacak yerleri de olmadığı için bir çürük ağacın içinde doğum yapar. Oğuz Han, çocuğun adını Kıpçak koyar. Eski Türk dilinde içi boş ağaca ‘Kıpçak’ denilmektedir.(9)

      Uygurca Oğuz Kağan Destanında Kıpçaklar:’Ay-Kağan’ oğlu ‘Oğuz-Kağan’ ordusuyla birlikte sefere çıkar, İtil denilen büyük ırmağa gelir.’İtil’ in suyunu görünce burayı nasıl geçeriz.’ Der.Ordu da iyi bir beg vardı.Ad da Uluğ-Ordu Beg idi. O gördü ki bu yerde çok ağaç vardır. O ağaçları budayıp yontarak sal gibi yaptı üstüne yatarak geçti. Ordu da onun gibi yaparak İtil ırmağı aşıldı. Oğuz Kağan sevindi, güldü ve ona:”Sen burada beg ol; senin adın Kıpçak-Beg olsun dedi.(10)

       Gürcü/Kartel ve Orbenyaların nakillerinde de ‘Kıpçak’ ve Türklerin Hazar denizi ile Karadeniz arasında Makedonyalı İskender’den çok önceleri olduğunu yazarlar. Bu manadan olarak “Kartlis-Çkhovreba’ da Makedonyalı İskender’in Kartel’e Girişi “ başlıklı bahiste Kür ve Çoruk ırmakları boylarındaki ‘Bun-Turki’ (Otokton-yerli Türk) ile Kıpçak/Kumanların varlığı ve istilacılara karşı çok şiddetli karşı koymaları anlatılır.(11)

 

Kıpçak Kumanların V-VIII. asırda Mançurya’nın kuzeyinde Amur boyunda yaşadıkları, Türklerin en doğudaki boylarından oldukları kabul ediliyor. Moğolların baskıları ile 840’tan sonra Orta Asya’ya,1017’de Moğol Karahıtaylıların baskıları ile oradan da koparak 1050’de itil(Ural) ve Yayık(Volga) nehirlerini atlayıp Avrupa’ya geldiler. Çeyrek asır içinde de Tuna’ya kadar uzandılar. Macar ovasına yerleşen boyları Hırıstiyan olup Macarlaştı.(12)Katolikleşen Kumanlar Macarlaşırken, Ortodokslaşan Kumanlar’da  Rumenleşmekte idi.Rasony Macaristan’ da Kumanların yerleştikleri sahalardaki yer adları,eski arşiv belgelerindeki şahıs adları ve hatta bugün kullanılan soy adlarından onların Kuman Türk’ü olduğunun tespit edileceğini söyler.(13)

          Karadeniz bölgesi tarih boyunca pek çok millet, boy ve kabilelere ev sahipliği yapmış veya geçiş coğrafyası olmuştur. Bu hususu birçok seyyah ve araştırmacıların eserleriyle bölgede kısmi de olsa yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bilgi ve bulgular ortaya koymaktadır.

         M.Ö 2000’li yıllardan 14.asra  kadar bölgede yaşayan kavimlerin bir kısmının Türk olduğu ve bunları da Gaşkalar,İskitler,Kimmerler,Amazonlar,Driller,Hunlar,Kumanlar,Peçenekler Akhunlar,Sabirler,Hazarlar,Bulgar Türkleri ve Oğuz Türkleri olarak görmekteyiz.(14)

        Bazı eserlerde yörenin ilk sakinlerinin Kolhlar,Driller,Mossionikler,Halibler(Khalp) ve Tibarenler gibi Yunan kökenli olmayan kavimlerden meydana geldiğini görmekteyiz.(15)Pers imparatoru Keyhüsrev  Paralı asker olarak Yunanlı bir orduyu ülkesine çağırır.M.Ö.Eylül 401 Mart  399’da ülkelerine dönmek için yola çıkıp Trabzon dolaylarından denize ulaşırlar.Ksenophon, Anabasis adlı eserinde Trabzon’dan Sinop’a kadar olan yolculuğu  ve karşılaştığı yukarıdaki kavimlerden bahsederek onlarla dil olarak ancak ordu içindeki tercümanlarla anlaştıklarını hiçbir kavmin Yunanlı olmadığını söyler.(16)

        Miladi 11.yüzyılın ikinci yarısında Balkaş gölünden İrtiş’e kadar hâkim olan Kıpçaklar Kitanların baskısı, otlakların yetmemesinden dolayı Volgadan geçip batıya göçerler. Rusya’nın güney bozkırlarına gelip yerleşirler. Moğol baskılarına kadar Karadeniz’in kuzey kıyılarına hâkim olurlar.1055’te Preyaslavel  Knezi ile anlaşıp 1061’de Ruslarla savaşarak onları mağlup ettiler.1068’de kaçan Uz ve Peçenekleri savaşa almak bahanesi ile Ruslara tekrar saldırarak Rus birleşik kuvvetlerini Kiev yakınlarında perişan ettiler. Kafkasya’da Kuban bölgesi, kuzeyde Volga Bulgarlarının hududuna kadar olan yerler onların elindeydi. Bu geniş bölge, Batı Sibirya bozkırları ve Doğu Avrupa bozkırlarını kapsayıp bu bölgelere Kıpçak çölü veya Kıpçak bozkırları denilmiştir.(17)

        Oğuzlar Hazar ve Yayık(Ural) nehrinin doğusundaki bütün bozkırlara hâkim olunca İslam kaynakları buraları  ‘Oğuz çölleri’ (Mefâzât-ul guziyye) adı ile anarlar.(18)

        Baskı ile Oğuzları yerlerinden süren Kuman\Kıpçaklar onların yerlerini alınca bozkırlara Farsça kaynaklarda ‘Dest-i Kıpçak’ (Kıpçak Çölü) Avrupalı müeliflere göre de Kumania (Kuman ili) adını alır.(19)

        Bu dönemlerde Ruslar, Bulgarlar, Alanlar, Burtas,Hazar,Ulah ve Mordavlar Kıpçakların egemenliği altında yaşıyordu.(20)

        Kıpçaklar ve Kumanlar bu bölgelerde tek bir devlet hâkimiyeti ve idaresi şeklinde bulunmuyorlardı. Her biri kendi Başbuğları (Han) idaresinde 5 kısma ayrılmışlardı. Orta Asya, Ural, Volga, Don-Donetz, Aşağı Dinyeper, Tuna bölgeleri olarak. Kıpçak\Kumanlar 1091’de Macaristan’a,  bir yıl sonra Polonya’ya girdiler.1093’de yeniden Bizans topraklarına girdiler.1093-1094’ de Ruslara hücum ettiler.

        Kıpçak\Kumanların hücumlarındaki esas maksat toprak almak olmayıp, kendileri için vazgeçilmez olan bozkırların emniyetini baskı altında tutmaktır. Kıpçaklar Ruslarla devamlı savaş halinde olmuşlardır.1105-1111 yılları arasında 4 defa savaştılar.1185 yılında Rus birleşik kuvvetleri ile yapılan savaşta Rus ordusu mahv oldu. Rus Knezi İgor esir düştü. Bu savaş Rusların meşhur milli destanı olan ‘İgor Destanı’ nın yazılmasına sebep oldu. Destan ilk defa 1800’de yayımlandı.(21)Destanda Kıpçak Türklerinin cesaretleri ve savaş teknikleri anlatılır.

        Kıpçakların Gürcülerle yakın ilişkileri oldu ve bu vesile ile Kafkasya’nın kuzeylerine geldiler. Gürcistan’a gelen Kıpçakların çoğu Hıristiyanlaştı.1123’te Tiflis’i Gürcistan’ın başkenti yapıp Şirvan Şahlarını haraç vermeye zorlayarak Azerbaycan Atabekleriyle çekişmeye başladılar. Kıpçak\Kuman nüfusu Gürcistan’da yoğunlaşınca Kıpçak bozkırlarında zayıfladılar.

        Karadeniz’in kuzeyindeki bozkır Kıpçakları Ruslarla birleşerek Moğollara karşı savaşırlar ve mağlup olup bu olaydan sonra Kıpçakların bir kısmı Macaristan’a, bir kısmı da Volga Bulgarlarının yanına gidip yerleştiler. Moğol istilasından sonra Kıpçak çölünde Altınordu devleti kurulur-1326(22)

        Prof. Necati Demir,  Mükremin Halil Yınanç ve İbrahim Kafesoğlundan naklen 1081’de Kuman\Kıpçak Türklerinin Karadeniz sahillerinden ilerleyerek Trabzon’a kadar bütün bölgeyi  ele geçirdiklerini, 12.yüzyılda 40 bin Kuman\Kıpçak ailenin Gürcistan’a gelip Hıristiyanlığı kabul ettiklerini, Gürcü Ordularının bu Türklerden oluştuğunu bu nüfusun daha sonra Çoruh ve Kür dolaylarına yerleştirildiğini belirtir.(23) Aynı şekilde N.Berdzenişvili’de 45 bin ailelik Kuman kitlesinin Gürcistan’a getirilip yerleştirildiğinden bahseder.(24)

        Peçenek Uz ve Kıpçaklar 9-13.yüzyılların arasında Rusların Karadeniz’e inmelerine mâni olarak Terek çayı boyu ve komşu yerlerin Türkleşmesini sağlamışlardır. Romanya Gagavuzlarının da Uzların evlatları olduğu miladi 13.yy da Romanya’da yerleşerek Hıristiyan oldukları ve 1330’da Romen devletinin de Kuman-Kıpçak Türklerine dayanan bir Başbuğ ailesi tarafından kurulduğu kabul edilir.(25)

        Moğol saldırıları ile Kuman-Kıpçaklar yerlerinden ayrılıp Moğolların önünden çekilerek Bizans imparatorluğuna geçip Trakya, Makedonya ve Anadolu’da yerleşip Bizans ordusuna katıldılar. Bir kısmı da Macaristan’a göçüp oraya yerleştiler.

        Kuman-Kıpçak Türkçesi bu tarihlerde çok yaygın bir dil haline gelmiştir. Türklerin Hıristiyanlaştırılması için yapılan misyonerlik çalışmalarını çok aktif olarak 1300lerde de görüyoruz. Bu çalışmaların en önemli örneğini bu dilde yazılan bu dilin Lügat ve gramer kitabı olan CUMANİCUS’tan anlıyoruz. Kitap iki bölümden ibarettir: Birinci bölümü Kıpçak, Latin ve Fars lügat ve grameridir ki İtalyan misyonerleri tarafından hazırlanmıştır. İkinci kısım ise Kıpçak-Alman lügat ve grameridir ve Alman misyonerler tarafından yazılmıştır.(26)

        Özellikle misyonerler Kuzey Türkleri; Kuman-Kıpçak, Bulgarlar, Hazarlar, Peçenekler, Uzlar, v.b diğer Türk boyları üzerine yoğunlaşmışlardır. Karadeniz’in kuzey steplerine uzun süre hakim olan  Kuman-Kıpçaklar Hıristiyanlaştırılıp ellerine de Kitab-ı Mukaddesin (Tevrat-Zebur-İncil)in Kumancası yazılıp verilerek Türklüklerini de unutturmuşlardır.(27)

                     KIPÇAKLARIN TARİHTEKİ ROLLERİ

        Dünya tarihinde toplumları Kıpçaklar kadar aktif görevler yapıp etkileyen, ancak buna rağmen etkili ve uzun süreli bir devlet olmayı başaramamış kavmin sayısı çok azdır.

       İki yüzyıllık bağımsız Kıpçak tarihi içerisinde Orta Asya’daki devlet ve kavimler, Kafkasya’dakiler, Doğu Avrupa ve Balkanlardaki devlet ve kavimler Kıpçaklardan etkilenmişlerdir. Başkaları adına fetihler yapan, ordular bozan ve zamanının korkulu rüyası olan Kıpçak/Kumanlar uzun ömürlü bir devlet kurmada aynı başarıyı gösterememişlerdir.

        Gün oldu Kıpçak/Kumanlar, Bizans adına savaşarak Peçenek Türklerini Balkanlarda yok ettiler. Bir bakıldı, Bizans adına Selçuklularla savaşırken Peçeneklerle birlikte Selçukluların safına geçip Bizanslıların yenilmesine ve Anadolu’nun kapısının Türklere açılmasına sebep oldular.(28)

        Başka bir zaman Gürcülerle birleşip 400 yıllık Müslüman ve Türk şehri olan Tiflis’i alıp Gürcistan’a başkent yaparak boylar ve oymaklar halinde Doğu Karadeniz üzerinden batıya doğru ilerleyerek yerleşmeye başlayıp bölgenin Hıristiyan Türkleri olarak iskân edildiler.

        Zaman oldu ‘Haçlı Seferleri’ni fırsat bilip Çoruh vadisi, Azerbaycan ve Ermenistan’dan yerler alıp Gürcistan topraklarına kattılar. Bu bölgelere de Hıristiyan Türk olarak yerleşip bölgeleri Türkleştirdiler. Başka bir zaman Bizans ve Rus’larla birleşip Hazar İmparatorluğunu yıktılar. Gün oldu bütün Rus Knezliklerini yağmalayıp ve gençlerini esir pazarlarında sattılar.(29)Yine gün oldu Kuman(Kıpçaklar)Gürcülerin istekleri üzerine Trabzon Rum imparatorluğunun kurucu ve koruyucu askerleri olarak Karadeniz bölgesinde yerleşerek bölgenin Türkleşmesini sağladılar.

    Gürcülerin tarihteki en etkin dönemlerini Kıpçak-Kumanlar sağlamıştır. Kafkaslardan paralı asker ve köle olarak gittikleri Suriye ve Mısır’da devlet oldular.Memlük imparatorluğunun askeri gücü ve üst yönetimini teşkil ettiler.Macar ordusunda görev yapan Kıpçaklar Macaristan ve Slovakya’da 30’dan fazla köy kurup yerleşmişlerdir.Kıpçak-Kumanlar birbiri ile savaşan iki orduda asker olarak bulunup birbirleri ile savaşmışlardır. Macar- Moğol, Harzemşah-Gürcü, Selçuklu-Gürcü savaşlarında olduğu gibi(30)

       

Bizanslılar çeşitli oyunlarla Türk boylarını birbirine kırdırmış. İskân politikaları gereği 1071 Malazgirt savaşı öncesinde Rumeli de olduğu gibi Anadolu’da da Peçenek, Uz, Oğuz, Avar, Hazar ve Kumanları da Selçuklulara karşı kullanmışlardır.(31)

        Bu manadan olarak İznik’te hüküm süren Bizans İmparatoru VAFATZE’S (1222-1254)Balkanlardan 10.000 hanelik bir Kuman halkını, Müslüman Türklere karşı Firikia bölgesine getirip iskân ederler.(32)

        Konstantinos Porphyrogennetos dış siyasete ait eserinde ısrarla step kavimleri olan Peçenek, Uz ve Kumanlardan faydalanıldığını, gerektiği zaman Bulgarlara ve Macarlara arkadan saldıran, Ruslara güney yolunu kapayan bu savaşçı göçebe kavimlerin işbirliklerinden, Bizans’ın devlet arazisinde iskân edilerek sınır muhafazasında ve askeri hizmetlerde kullanıldıklarından bahseder.(33)

        Bu anlamda M.S.11. yüzyılda Anadolu’ya Şamanî ve Hıristiyan olmuş Türkleri yerleştiren Bizanslılar Karadeniz bölgesinde de boy boy savaşçı Kuman-Kıpçak ve diğer Türk boylarını yerleştirirler. Karadeniz sahilleri iki yoldan istilaya ve Türleşmeye maruz kalıyordu. Bunlardan birincisi Karadeniz dağlarından sahillere doğru Harşit çayı gibi vadilerden inen Türkmenler diğeri de sahilleri takip ederek yapılan yayılma ve Türleşip İslamlaşma hareketi idi.

        Diğer Türk unsurlar gibi Kuman/Kıpçakların Karadeniz Bölgesine girmeleri de Kafkasya ve Gürcistan üzerinden olmuştur. Gürcistan Kralı David Ağmaşenebeli (1091-1125)sürekli ve nizami bir ordu kurmak için Kuzen Kafkasya’ya giderek orda Kuman-Kıpçak oymaklarıyla anlaşıp paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdu. Kumanların Hakanı Atrak’ın kızıyla da evlendi ve 45.000 ailelik Kuman kitlesini Gürcistan’a getirip onlara Selçuklulardan alınacak topraklardan verip mülkler dağıtmayı vaad etti.(34)

        Kral David 5000 kişilik özel muhafız ordusundan başka 40.000 kişilik Kuman-Kıpçaklardan oluşan ordu kurdu. Bu ordu 1123’te 50.bine 1124’te 60 bin atlıya ulaşır, ülkenin sınırları da birkaç katına genişler.

        İstanbul’da bir ihtilalle devrilen Komnenos hanedanın varislerinden David ve Aleksius’u akrabaları olan Gürcistan Kraliçesi Thamar çocuk denecek yaşta İstanbul’dan kaçırıp Gürcistan’a getirir.(35)

        Kıpçak Bozkırlarında yaşayan Kıpçak-Kumanlar Gürcüler tarafından Gürcistan topraklarına getirilip Hıristiyanlaştırılarak Gürcülerin askeri gücünü teşkil eden paralı askerleri olurlar. Gürcü ordusu zamanla Kuman ordusu haline dönüşür. Gürcü kraliçesi Büyük Thamar(1184-1212)ın etkili desteği ile David ve Komnenos kardeşlerin Trabzon imparatorluğunun Kurabilmesi için Kumanlar Rum İmparatorluğunun askeri gücünü oluşturmak üzere Trabzon’a getirilip  Trabzon Rum imparatorluğunun kurulmasını sağlarlar.(1204)-36

         Karadeniz sahillerinde doğudan batıya doğru sahili takiben ilerleyen Aleksius  ve David Komnenos kardeşler Hıristiyanlaştırılan Kıpçak-Kuman Türklerini Trabzon ve çevresine yerleştirirken, bu çevrenin sınır ve çevresinde Çepni ve diğer Müslüman Türk boyları da Karadeniz sahillerini iki yoldan istilâya ve Türkleştirmeye maruz bırakıyordu. Bunlardan birincisi Karadeniz’in iç kesimlerindeki dağlardan Harşit çayı gibi yerlerin vadilerinden sahile doğru inen Türkmen boyları, diğeri de sahilleri takip ederek batıdan doğuya doğru yayılan Türkmen hareketi idi.

        13. asrın ikinci yarısında Selçuklular Moğol istilası altında ezilirken, bu bölgeleri Rumlara karşı Çepni Türkmenleri koruyor ve bu Oğuz boyu güneyden ve sahilden ilerleyerek bölgeyi Türkleştiriyordu. Samsun-Ordu arasında yaşayıp Hıristiyanlığı kabul eden âsi Çan kavmi de Türkmen fetihleri neticesinde tarihe karışıp gidiyor; geriye kendilerinden iz olarak onlara nispetle Ordu-Samsun arasındaki Canik Dağları ismi kalıyordu.

        Trabzonlu Rum Vakayi-nâmecisi Panaretos 14.asırda Çepnililerin Tirebolu’ya kadar vardıklarını söyler ki, bunlar Gümüşhane tarafından gelmişlerdir der. Bazı kaynaklarda Erzincan’dan Amaya’ya kadar bütün bölgenin Çepnilerin elinde bulunduğunu kaydetmişlerdir.(37)

        1204 Nisanında Trabzon’u ele geçiren Aleksius ve Komnenos adlı iki kardeşin ordusu daha sonra Samsun ve Sinop’u ele geçirirler. Kommenoslu kardeşlerden David, ilerleyerek Paplagonia (Paflagonya) ve Karadeniz Ereğli’sine kadar uzanarak buraları da hâkimiyeti altına alır. Onların bu ilerleyişleri İznik’te devlet kuran Thedoros Laskaris tarafından durdurulurken büyük kardeş Aleksius Trabzon’u başken edinerek Sinop’tan Rize’nin doğusuna kadar olan topraklarda devletini kurdu.(38)

        Ereğli’ye kadar uzanan Komnenoslular, ordunun önemli bir kısmını teşkil eden Kuman/Kıpçakları  da Zonguldak ve Karabük’ün Eskipazar, Safranbolu ve Eflani bölgelerine yerleştirdiler.(39)

        1071 Malazgirt savaşında Bizans ordusunda bulunan Kumanlardan Uzların beyi ‘Tamış’ kumandasındaki Türkler de kumandanlarıyla beraber Selçuklu saflarına geçmişlerdir. Bugün Eskipazar ilçesine bağlı ‘Tamışlar’ köyünün, Eflani’nin Şeyhler köyüne bağlı ‘Tamış’ Mahallesinin adları bu toplulukların uzantıları olarak günümüze kadar gelmiştir. Bölgede ağaç işlemeciliğinin temsilcileri olarak günümüze kadar varlıkları muhafaza eden bu ailelerin kullandıkları dil tamamen Kuman/Kıpçak ağzıdır.

        Amasra Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilince, şehirde bulunan tüm Cenevizliler İstanbul’a sürülüp yerine buranın Türkleşmesi için Eflani’den getirilen Kıpçak gruplar yerleştirilir.(40)  

        Aleksius Komnenos Rize’nin doğusundan Sinop’a kadar olan topraklara hakim olunca devletini kurup Trabzon’u başkent yapar. Trabzon Krallığının kurulmasında hizmet edip önemli görevler üslenen Kuman asıllı Türklerin birçoğu aileleriyle birlikte bu bölgelerde Hıristiyan Türkler olarak yerleştirilirler.

        Bafra bölgesindeki Kumanos(Gümenes/Yakakent) ve civar köyler Aleksius Komnenos’un ordusundaki Kumanlar tarafından kurulmuştur.1924 yılına kadar Ortodoks Hıristiyan olarak kalan Alaçam ve Bafralı Hıristiyan Türkler 1924’de mübadele ile Yunanistan’a gönderildikleri zaman tek kelime Yunanca bilmedikleri için çok sıkıntı çektiler. Ancak iki nesil sonra Yunanca öğrenebildiler.(41)

        Ömer Asan  ‘Pontus Kültürü’ adlı eserinde Yunanistan’daki araştırma çalışmaları esnasında mübadele sırasında Bafra’dan göç eden, ana dilleri Türkçe olan ve bugün bile kendi aralarında Türkçe konuşan Bafralılardan bahseder ve kurulan diyalogun sonuçlarını ana başlıkları ile şöyle verir:

1-Alaçam-Bafra kökenliler göç ettikleri sırada(1924) ve öncesinde tek kelime Yunanca bilmiyorlardı.

2-Hıristiyan adları taşıyorlardı.

3-Kimlikleri sorulduğunda Elen veya Hıristiyan olduklarını ifade ediyorlardı.

4-Elen ve Hıristiyan sözcüklerini eş anlamda kullanıyorlardı. Elen=Hıristiyan

5-Yabancıların yanında Türkçe konuşmuyorlardı.

6-Yeni kuşak Türkçe konuşamıyordu.

7-Yunanlılar(Alaçam) Bafralıları ‘Türkofono’ yani Türkçe konuşanlar olarak tarif ediyorlardı.

8-Bu grup Karadeniz’den göç eden diğer Hıristiyanlar gibi ‘pontoi’(Pontusiu) olarak görülüyordu.(42)

        Yunanlı yazar Yorgo Andreadis’te Tolika ‘Bacikam Al Beni’ adlı eserinde Samsun ve Bafra hakkında şu bilgileri veriyor:”Samsun’un antik adı olan ‘Amisos’ Elence değildi.Paflagonca’dan geliyordu.Halkın büyük bir bölümü Rumlaştırılmış(Elenleştirilmiş) Paflagonlardı.Paflagonların konuştukları dilleri de Türkçe idi.

        Daha eskilerde ‘Bafra’, Pafrai olarak söylenirdi. Türkçe konuşan Bafralı Hıristiyanları ‘Atin Pafranet’ yani,’Onlar Bafralıdır’ nitelemesiyle, Bafra’nın Hıristiyanları olarak adlandırırlardı.Bafranetler de, yani Türkçe konuşan Hıristiyanlar da Pontusça konuşanlara ‘Trapezundiaka’ yani Trabzon dili konuşanlar diyorlardı.Bütün köylerin müşterek bir anadili vardı ‘TÜRKÇE’. Kapadokya’dan Bafra’ya göç eden Kapadokyalı göçmenlerde anadil olarak Türkçe konuşuyorlardı. Yani Kapadokya bölgesinden gelen Hıristiyanların da anadili Türkçeydi. (43)

          Tarih boyunca  ‘Başkasının tarihini tahrif etmek, ulus olarak yaşayabilmenin bir parçasıdır.’, ‘Devletlerarası dostluk yoktur, menfaat ilişkileri vardır.’ Gibi özdeyişler göz ardı edilerek sadece hümanist duyguları öne çıkarmaya çalışan güçler tarihi değerleri unutturarak veya saptırarak, bir milletin can damarlarından birini yok ederler.

           Anadolu’da 1000 yıldan fazla bir zamandır olan Türk varlığını bu ülkenin kiracıları gibi düşünenler asla iyi niyetli olamazlar.

          İ.Ö. 1700-1200 Hititlerle başlayan Phryg (Firik)ler, Kimmerler, LDY(Lidya)lar, Med(Pers)ler, Makedon(Büyük İskender)lar, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı olarak devam eden toplumların medeniyetlerine beşiklik yapan Anadolu 1000 yıldan fazla bir zamandır Türk boy ve aşiretlerine ana beşiği olmuştur.

          Karadeniz de Pontus varlığından bahsedenlerin birçoğu Pontus’u bir coğrafi bölge olarak anlamaktan ziyade Grek varlığı olarak anlamaktadır.

         Anadolu’da Perslerin egemenliği yıllarında(İ.Ö. 546-334) Karadeniz ve Pontus da Yunanlı kolonistler başlıca dört kentte koloniye yerleşmişlerdi. Trabzon, Amisos(Samsun), Sinop ve Herakleia’ya (Ereğli) yerleşmiş bulunuyorlardı. Bunun dışındaki bölgeler ve iç bölgelerdeki Pontus’luların tümüyle Asya kökenli toplumlardan olduğu kabul edilir.(44)

         İran Selçukluları Moğolların baskıları ile yerlerinden göçlere başlayıp Kastamonu Emirliğini kurdular.

         Fallmerayer’e göre bu emirliğin en önemli limanı Sinop 1214’te Selçuklular tarafından ele geçirilmişti. Ardından Sinop ve Samsun, bağımsız Türkmen emirliklerine dönüştü. Müslüman Türk uç birlikleri bölgelere yerleşerek kendi adlarını bölgeye isim olarak verdi.

       Canik (Samsun) sancağının en uç bölgesinde olan Ünye (Oinoe) ile Fatsa (Fadisane) arasındaki önemli Bizans Liman kalelerini Trabzon İmparatoru 3.Aleksios, kızı Evdokiya ile evlenen Türkmen Emiri Taceddin Çelebiye Drahoma olarak verdi.

     Bölgemizdeki yer isimlerinin birçoğu boy isimleri olarak günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bazı özbe öz Türk boy isimleri de cehaletin kurbanı olup gitmiştir. Bunlara sadece bir örnek olsun diye Alaçam’ın Etyemez köyü Boz-Oklu(Bozuklu)mahallesinin özbe öz Türk boyu olan ismi değiştirilmiştir.

        Yakakent ve Alaçam’da birçok yerleşim yerinin adı Türk boyları ile alakalı isimlerdir. Bunlar; Çepni, Gündüzlü, Karaaba (KaraAba),Oğuz, Türkmenoğlu mh(Küplüağzı),Kenezo-Könezo köyü Yakakent Kozköyü Hekimoğlu mahallesinin eski adı. Kapan, Boz-Oklu(Bozuklu)nun üstünde Kuman-Kıpçaklara ait eski yerleşim yerinin ismi. Bugün tarla.Bu isim”sekiz Peçenek”,”sekiz oğuz” boyundan Kopan-Kapan.(46)Kozköyü Tongaz mh.Kuman Kıpçakların Garşak-Karsak boyunun bir koludur.Karşak-Garsak (Oymak adıdır).Hebiller (Hebilli )Horasandan bir boy ismi(47)Kirman köyü(Alidedebölmesinde eski bir yerleşim yerinin adı)Çobanlı(oymak adından)Çobanköy mahallesi Etyemez.Kırıklı,Küçükkırık,Büyükkırık,Terskırık,Bahşioymağı gibi isimlerle devam edip gider.

    Alaçam-Yakakent’teki Hıristiyanların yerleştiği köylerin hepsinin ismi Türkçe isim, dilleri de tek dil Türkçedir. Bunlardan bazıları Kozköy Yaylayazısı mahallesi, Daştam-Karagöl(Kuplüağzı)şimdi Karagölde yerleşim yok. Tikencik, Yatsıdağı, Domuzalan, Gözveren, Karahüseyinli, Ayinderesi (Alidedebölmesi)Killik, Pergelli, Çetirlik vb yerler.

   Netice olarak yerli yabancı yazarların ittifak ettiği husus Alaçam, Bafra’daki Hıristiyanların özellikle köylerdekiler Hıristiyan Türklerdi. Türkçeden başka da dil bilmiyorlardı.

    Araştırmalarımızda giden ailelerden kalan kız çocuklarından bunu tespit ettik. Yorgo Andreadis’le yaptığım telefon konuşmasında bu durumu doğruladı. Kendi dede ve nenelerimizle büyüklerimizden bunları dinledik. Turist olarak Alaçam Bafra’dan gidenlerin çocukları bunu doğruladı. Yerli yabancı okuduğumuz onlarca kaynak bunu böyle kabul etmektedir.

 

 

                                           KAYNAKÇALAR

1-Yusuf Karslıoğlu. Doğu Karadeniz Tarihi. Otokton Halkları ve Etnik Yapısı. The Unıversal  Yayınları.No:6  Shf.66 1.Baskı 2009-İstanbul .

2-Hasan Umur, Of ve Of Muharebeleri, İstanbul, Shf.5-6

3-Necati Demir, Danışmend-Nâme,Part Two(Turkısh Translation),Havard 2002,Shf.179.

4-Prf. Dr.M. Fahrettin Kırzıoğlu.YUKARI –KÜR Ve ÇORUK BOYLARI’NDA KIPÇAKLAR.Türk Tarih Kurumu Yayınları VII.Dizi-Sayı-121.Shf.11

5-Prf.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu Age .S.33.Kırzıoğlu:Prof N.Marr et M.Brıereden naklen”Bun” sözünün asıl anlamının “Otokton-yerli “olduğunu belirtmiştir.

6-Yusuf  Karslıoğlu  A.G.E  Shf:66

  Haşim Albayrak Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar Ve Pontus genişletilmiş 2.Baskı shf:102

Babıali kitaplığı Ağustos 2003/İstanbul

Yılmaz Öztuna Devletler ve Hanedanllar T.C. Kültür Bakanlığı Genişletilmiş 2.B askı 3. Cilt shf:163

 Prf.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu A.G.E shf:5

7- Prf.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu A.G.E shf:1’den 17’ye kadar

8- Prf.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu A.G.E shf:1

9- Haşim Albayrak Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar Ve Pontus genişletilmiş 2.Baskı shf:102

 Prf.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu A.G.E shf:12

10- Prf.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu A.G.E shf:2

11- Prf.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu A.G.E shf:5

12-Yılmaz Öztuna.Devlet ve Hanedanlar.T.C.Kültür Bakanlığı Yayınları 1225-Kaynak eserler Dizisi: 18, 3.Cilt Genişletilmiş 2.Baskı T.T.K. Basımevi.S.163 1996-ANK.

13-Mehmet Bilgin.Doğu Karadeniz.Tarih-Kültür-İnsan .Serander Yayınları-2.Baskı-2000-s.84.

14-Bilgehan Atsız Gökdağ.Yrd.Doç.Dr.Giresun Tarihi sempozyumu 24-25-Mayıs-1996.Giresun Belediyesi Kültür Yayınları No:1 -1997-İst.Shf:29.

15-Ksenophon,Anabasis(Onbinlerin Dönüşü,Gökçül,T.1974,Dünya Klasikleri Kültür Dizisi:8,Sosyal Yayınlar,İstanbul.Shf:135

16-Prf.Dr.Necati Demir.Hacıemiroğulları Beyliği,Neden Kitap Yayıncılık Hizmetleri San.Tic.Ltd.Şti.İst.Shf:19-20

17-Prof.Dr. Cevat Hey’et. Türklerin Tarih ve Kültürüne Bir Bakış T.c. Kültür Bakanlığı Yayınları\1838 Türk Dünyası Edebiyatı\44 shf:33

Haşim Albayrak A.g.e. Shf:106 Yusuf Karslıoğlu A.g.e. Shf:33                                         18-Prof.Dr. Osman Turan. Selçuklular Zamanında Türkiye. Boğaziçi Yayınları 3.baskı shf:6 1993-istanbul

19- Prof.Dr. Osman Turan. Selçuklular Zamanında Türkiye.  A.g.e.  shf:6

20-Geniş bilgi için bakınız Yusuf Karslıoğlu. A.g.e.   Shf:67. Prof.Dr.Cevat Hey’et Shf:33

21- Prof.Dr. Cevat Hey’et  A.g.e.  . Shf:34

22- Prof.Dr. Cevat Hey’et. A.g.e.   Shf:35

23- Prof. Necati Demir, Hacı Emiroğulları Beyliği. Neden Kitap Yayınları. 2007 Shf:21 İstanbul

24-N.Berdzenişvili- S.Canaşia ‘Gürcistan Tarihi’ Shf:142

25- Prof.Dr. Cevat Hey’et. A.g.e.  Shf:35

26- Prof.Dr. Cevat Hey’et. A.g.e. Shf:33-34-35-36

27-Şaban Kuzgun Tarih ve Düşünce Dergisi Mart 2000. İslam Öncesi Dönemde Türklerde Din  shf:30

28-Haşim Albayrak Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar ve Pontus. Genişletilmiş 2.baskı shf:104-105

George Ostrogorsky Belgrad Üniversitesi Ordinaryüs profesörlerinden Bizans Devleti Tarihi Türkçeye çeviren: Prf. Dr. Fikret Işıltan Türk Tarih Kurumu asli üyesi. Türk Tarih Kurumu Basımevi ANKARA 1995 shf:318-319

29- Haşim Albayrak Age shf:105

30-  Haşim Albayrak Age shf:106

31-Prf. Dr. Osman Turan

32-Selçuklu zamanında Türkiye. S,509

33-Georgo Ostrogorsky.A.g.e.s,309

34-Mehmet Bilgin. A.g.e. s,84-85

35-Mehmet Bilgin A.g.e.s,85.Haşim Albayrak .Tarih boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik yapılanmalar ve Pontus.Genişletilmiş 2.Baskı  s.107-108-Georg Ostrogorsky.Bizans Devleti Tarihi.S,393

36-Haşim Albayrak. A.g.e. s.108.Sinop 93-Valilik Yayınları 11-PTT. MGB Matbaası Ankara sh.33

Prf.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu.Yukarı Kür ve Çoruh boylarında Kıpçaklar.s.141.Mehmet Bilgin.Doğu Karadeniz Tarih-Kültür insan s.88-89.

 37-Prof.Dr. Osman Turan Selçuklular Zamanında Türkiye shf:512

38-Mehmet Bilgin a.g.e. shf:88-89

39-Yusuf Karslıoğlu Doğu Karadeniz Tarihi Otokton Halkları ve Etnik Yapısı shf:70-71

40-Yusuf Karslıoğlu a.g.e. shf:70-71

41-Mehmet Bilgin a.g.e. 89-90

42-Ömer Asan. Pontus Kültürü. Belge Yayınları.Marenostrum Dizisi. 2.Baskı 2000 Sultanahmet/İstanbul shf:11. Baskıya ön söz Roma rakamı ile XXXIII-XXXIV

43-Yorgo Andreadis.Tolika ‘Bacikam Al Beni’.Belge Uluslararası Yayıncılık.Sultanahmet/İst. Shf:16-18-20-22-33

44-Dr.Georgıos Nakracas. Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni1922-Emperyalist Yunan Politikası ve Anadolu Felaketi. Yunancadan Çeviren: İbram Onsunoğlu. Belge Yayınları Birinci Baskı 2003-İstanbul. shf:28

45-A.g.e shf-212

46-Prf.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu.Yukarı Kür ve Çoruk Boyları’nda  Kıpçaklar.T.T.Kurumu 1992.shf.79.

47-Mithat Baş-Ahmet Gürsoy-Ordu yöresinde Türk boyları Mart 2008,Ankara-shf.50.

 

                               ALAÇAM-YAKAKENT TARİHİNDEN KESİTLER

         Tarih, milletlerin geçmişinin arşiv belgeleridir. Yol gösterir, yön belirler, rehberlik yapar, bilgilendirir; gururlandırır ve üzer…

         Biz kitap olarak yazmayı planladığımız, Alaçam-Yakakent tarihinden kesitler sunarak, okuyucularımızı zaman zaman asırlar içinde seyahat ettireceğiz. Onun için yazımızın başlığını da Alaçam-Yakakent tarihinden kesitler koyduk.

         Alaçam-Yakakent köylerinde ilk açılan camilerden bir kesit.

         Hicri 1207, yılında Alaçam kazası Mülküç karyesinde (köyü) Molla Hüseyin’in yaptırdığı mescidin Cuma ve Bayram namazlarının kılınabilmesi için camiye çevrilmesi ve hatiplik görevinin de Hüseyin halifeye verilmesiyle ilgili tebligat…

         Hicri 1250, yılında Yakakent-Kayalı köyünden, Feyzullah oğlu Mustafa’nın yaptırdığı camiye minber konularak(cami olması için izin verilerek) hitabet cihetinin (hatiplik görevinin)Hasan oğlu İslam’a tevcih edilmesi…

         Hicri 20. Ramazan 1252 senesinde Alaçam kazası Kızılan köyünde Veli oğlu Ahmed’in yapmış olduğu cami’de Cuma ve bayram namazlarının kılınmasına izin verilmesi ve hatiplik görevinin de Veli oğlu Mustafa’ya verilmesi…

         Hicri 1252 tarihinde Alaçam kazasına bağlı Bedeş köyünde bulunan caminin hatibi olan Seyyid Hüseyin halifenin vefatıyla boş kalan görevin oğlu Ahmet halifeye tevcihi… Burada Bedeş’e caminin ilk yapılışı ve izin veriliş tarihinin çok daha eski olduğu da anlaşılıyor.

         Bafra kazasına bağlı Alaçam nahiyesinde mescit ve mektebi bulunmayan mahallelerin isimlerini gösteren listenin gönderildiğine dair Hicri 1326 tarihli belge

         Alaçam kazasında Uluköy karyesindeki cami mütevvelisi Seyyid Mehmet’e vaki olan müdahelenin men’ine dair tebligat yazılışı Hicri tarih 1172

         Alaçam kazası Ulu köy camiinin mütevellisi Seyyid Hafız Mehmed’in rızası ile görevi oğluna ferağ eylediği Hicri 23 Ramazan 1206 tarih

         Hicri 1255 tarihinde Alaçam kazasının Gökçeboğaz köyünde bulunan caminin hatiplik görevinin Süleyman oğlu Mustafa’ya tevcihi.

         Alaçam kazasında açılan Rüştiye ve İbtidai Mektebi’nin açılışı. Hicri 1317’de Alaçam kazasında yeni açılan rüştiyeye Abana Rüştiyesi sabık Muallim-i Evveli Mahmud Efendinin tayini, iktidar sahibi birer hat muallimi tayini ile ilgili yazı…

         Hicri 1318 tarihinde, Trabzon Vilayeti Alaçam Mekteb-i Rüştiyesi hat muallimliğine(öğretmen) vergi katibi İsmail Efendi’nin tayin edilmiş olduğunun tercüme-i hal evrakının gönderilerek ilan edilmesi.

         Hicri 13 Ramazan 1318’de Alaçam nahiyesi Rüştiye Mektebi muallimi evvelinin(başöğretmen) memleketine gitmek için istediği iznin, izin zamanı gelmediğinden, verilemeyeceğinin kendisine bildirilmesi.

         Hicri 1311 tarihinde Bafra kazasına bağlı Alaçam nahiyesi merkezinde ahalinin yardımlarıyla  inşa olunan iptidai mektebinin açılış töreninin yapıldığının ilanı. Rüştiye mektebinin açılması Maarif Nizamnamesine uygun olmadığından mevcut iptidaiye mektebinin ıslahına çalışılması yazısı…

         Hicri 1316 tarihinde Alaçam nahiyesinde ahalice yapılan iptidaiye için istenen tahsisatın, maarif bütçesinden verilmesi mümkün olmadığından, mahallince karşılanması hakkındaki yazı.

         Hicri 1317 tarihinde Bafra kazası merkezinde yenilenerek tamir edilen üç sübyan mektebine Osmaniye, Mecidiye ve Hamidiye; Alaçam nahiyesi merkezdeki mektebe de Burhaniye adı vererek yeni usulle tedrisat yapılması için muallimlerin tayin edilmesi.

         Hicri tarih 1326’da Erzurum Vilayeti, Beyazıt Rüştiye Mektebi Muallim-i Evveli Mehmet Kamil Efendi’nin Alaçam Rüştiye Mektebi Muallim-i Evvelliğine tayininin uygun görüldüğü ile ilgili yazı.

                                                                                       Devam Edecek

 

Yasal Uyarı: Yukarıda yayınlanan köyümüz , çevremiz ve Karadeniz bölgesi  tarihi  ile ilgili araştırma yazısının tüm hakları Kozköy net’e  aittir. Kaynak gösterilse dahi tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.

    Ancak alıntılanan yazının  bir bölümü,  aktif link verilerek kullanılabilir.

NOT : Köyümüz Tarihi ile ilgili detaylı çalışmalarımız devam etmekte olup çok yakın bir zamanda  detaylar  geniş bir şekilde sitemizde yayınlanacaktır.

                                                                 Mustafa TOK

 


Okunma Sayısı : 25000
Eklenme Tarihi ve Saati : 26 Şubat 2009 Perşembe


.:: Duyurular ::.
alacam55.com - duyuru BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN BEKLENEN NE ?  10.1.2017 11:58:43

Türkçüler Günü  3.5.2013 18:33:58

ALAÇAM-YAKAKENT TARİHİNDEN KESİTLER  10.4.2012 13:46:46

Kozkoy.Net Açıldı...  28.2.2007

Turan TOK

DEVLET BAHÇELİ NEREYE KOŞUYOR? -1- DEVLET BAHÇELİ NEREYE KOŞUYOR? -1-

Mustafa TOK

İBLİSİN KIBLESİ

Tuğrul Kutluk ŞAAD

KİŞİSEL KANAAT PAYLAŞIMI
Editör Giriş
.:: Seçme Başlıklar

.:: Anket ::.
Anket Sorusu Eklenmedi
.:: Dost Siteler ::.
 • Kozköy İlköğretim
 • Site Doktoru
 • Site Yönetimi